OSMAN BAYDEMİR VE ABİSİNE TOKAT
Posted by almanyahaber Aralık 16, 2010
Osman Baydemir geçen gün Radikal’e bir röportaj vermiş. Bazı açıklamalarda bulunmuş. İbretle okudum. 40 yıl öncesine gittim. Öncelikle şunu belirteyim; Osman Baydemir’i sevmem, antipatik bulurum. Sadece basından tanırım.
Basında kullandığı üsluptan dolayı kendisine sempati beslemem. Kürt halkına malolmuş bir insanın daha edepli bir üslupla konuşmasını beklerim. Onun dışında bana ne kötülüğü ne de iyiliği dokunmuştur. Çünkü hiç karşılaşmadık; tanışmadık..
Radikal’deki röportajını içim sızlayarak okudum. Birinci konu insanların anadillerini konuşması idi. Hiçbir insanın anadilini konuşması kadar tabii bir hakkı olamaz. Bu belki de en birinci haktır. İkinci konu ise; Türkçe dersinde öğretmeninin, abisini tokatlamasını istemesiydi.
İsterseniz konunun daha iyi anlaşılması için Radikal’den alıntı yapalım:
“DAYAK YİYE YİYE TÜRKÇE’Yİ ÖĞRENDİM”
Baydemir okula başladığında Kürtçe dışında bir dil bilmediğini anlatırken, okul yıllarında yaşadığı unutamadığı anısını da paylaştı:
“Bizim zamanımızda birleştirilmiş sınıf uygulaması vardı. O yüzden ağabeyimle (Emin) aynı sınıftaydık. Öğretmen ağabeyimi tahtaya kaldırdı. Bir cümle verdi. Cümlenin içinde ‘Muzaffer’ ismi geçiyordu. Ağabeyim cümleyi tahtaya yazarken ‘Muzaffer’de tek ‘f’ kullandı.
Öğretmen ‘Osman gel, sen doğrusunu yaz’ dedi bana. Kalktım, ‘Muzaffer’i iki ‘f’ ile yazdım tahtaya. Öğretmen döndü bana ve ‘Emin’e tokat at’ dedi. ‘Atmam’ dedim. ‘Atacaksın’, ‘Atmam’ derken, öğretmen yüzüme bir tokat attı.
Aslında birbirimize sürekli vururduk evde. Ama topluluğun önünde, benden bir yaş bile büyük olsa ağabeyime tokat atmam mümkün değil. Çok ayıp bir şeydir. Derken öğretmen sınıftan Yusuf isimli bir arkadaşımızı çağırdı. ‘Yusuf Osman’a tokat at’ dedi. Yusuf bir yapıştırdı bana hırsla. Öğretmen bu kez bana döndü, ‘Yusuf’a tokat at’ dedi. Ben de durur muyum, Yusuf’a vurdum. Sonra birkaç kez daha tekrarladı öğretmen bunu.
Çocukluğumda yaşadığım en onur kırıcı davranışlardan biri olarak hafızamda yer etti o gün. Nihayetinde bilmediğimiz bir dil öğrenmeye çalışıyoruz. Kısacası, ortaokul son sınıfa kadar Türkçe’ye vakıf olamamanın sıkıntısını çok çektim. Tabiri caizse dayak yiye yiye Türkçe’yi öğrendim.”
Osman Baydemir’in çocukluk anısı böyle.. Bu anı beni de 40 yıl öncesine götürdü..
Beykoz’da oturuyoruz.. 12 – 13 yaşlarındayım. En büyük eğlencemiz, Cumartesi – Pazar günleri çayırda maç seyretmek, akşamları sinemaya gitmek..
Birkaç yıl önce rahmetli olduğunu öğrendiğim karşı komşumuzun oğlu Ahmet (Küçük) en yakın arkadaşım. Benden 1 yaş büyük. Birlikte geziyoruz, birlikte eğleniyoruz. Neredeyse içtiğimiz su ayrı gitmiyor. Birgün, Onçeşmeler’deki dispanserin yanındaki ahırdan bozma sinemaya gittik. Akşam 19 matinesi.. Saat 21:00 sıralarında film bitti.
Biz ‘sağlam ve cesur’ çocuklardık. Bu yüzden Yalıköy’ü dolaşıp, Pazar sokağından Taşocakları’ndaki evimize gitmedik; Şahinkaya mezarlığından kestirmeden eve gitmek için yola çıktık. Mezarlık ıssız ve karanlık; ama dedim ya biz ‘sağlam ve cesur’ çocuklardık. Ama işte çocuktuk nihayet; mezarlıktan geçerken bağıra bağıra şarkılar söyledik. Tenha yerleri geçince şarkıyı da kestik.
Tam bu sırada karşımıza birisi çıktı. Tanıyorduk. ‘Zincirkıran’ diye birisi.. Bize: “Ne yapıyorsunuz lan burada!” diye bağırınca korktuk. “Hiiç” dedik çocukça: “Eve gidiyorduk”.. Zincirkıran yanımıza yaklaştı, birden Ahmet’in yüzüne bir tokat attı. Neye uğradığımızı şaşırdık, kaçmaya başladık. Muhtemelen Zincirkıran da bizi tanıyordu ki, biraz sonra evimize bekçiler geldi bizi alarak Beykoz Karakolu’na (O zamanlar Yalıköyde’ydi) götürdü.
Daha kapıdan girerken polisler yaşları 13-15 olan iki çocuğa yani bize tekme tokat giriştiler. Nezarethanenin banklarının üzerine yığıldık kaldık. Birbirimize bakıyoruz; suçumuz ne diye..
Biraz sonra bizi yukarıya bir odaya aldılar, biz korkudan tirtir titriyoruz. Suç işlemiş olsak neyse.. Zincirkıran da odada. Bizi görür görmez: “İşte bunlar!” dedi; “Bunları eve hırsızlığa girerken yakaladım, elimden kaçtılar”.. Bizim başımızdan aşağıya kaynar suların döküldüğünü tahmin edersiniz. Hırsızlık kim, biz kim?..
Allah için, bizi sorguya çeken polis bize bir fiske bile vurmadı. Biz birbirimizi dövdük bir saat boyunca. Ahmet bana, ben Ahmet’e birbirimize durmadan ve sırayla tokat atıyoruz.
Velhasılı, biz birbirimizi tokatlarken ve birbirimizi tokatlamaktan bitkin düşmüşken, komşumuz bekçi Emin amca geldi. Bizi sorgulayan polisi dışarı çağırdı; birşeyler konuştular. Sorgucu, Zincirkıran’ı dışarı çağırdı. Onunla da birşeyler konuştular. Sonra bizi tehdit ederek serbest bıraktılar. Sonradan öğrendik bekçi Emin amca, bizim hırsızlık yapacak çocuklar olmadığımızı söylemiş, bize kefil olmuş.
Öldüyse Emin amcaya Allah rahmet eylesin; yaşıyorsa Allah hayırlı uzun ömür versin. Muhtemelen bizi anarşist olmaktan kurtardı. Çocuk yaşta suçsuz yere böyle bir muameleye (işkenceye) tabi tutulan hiçbir çocuk büyüyünce topluma faydalı bir insan olmaz kanaatimi bugün bile taşıyorum.
İşte böyle, Osman Baydemir’in ‘tokat’ olayı bana 40 yıl önce uğradığımız haksızlığı hatırlattı.




