‘KÖŞE YAZILARI’ Kategorisi için Arşiv
Yazan: almanyahaber Ağustos 16, 2009
DOĞAN TUFAN
Ülkemizin gündemine ışık olması düsüncesiyle değerli ilim ve bilim adamı rahmetli üstadımız Seyyid Ahmet Arvasi hocamızın görüşleriyle sizleri başbaşa bırakmak istiyorum.
Gündemi aydınlatan Eğitimci – Yazar Mustafa Kuvancı beyin görüşlerini okuyucularımızla paylaşmak istedim. Bugün çok ciddi bir Doğu sorunuyla karşı karşıyayız. Özellikle bölgede ortaya çıkarılan terör, millet olarak hepimizi derinden yaralamaktadır.
Doğu Anadolu Gerçeği
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, ÖZEL SAYFA | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Ağustos 13, 2009
Doğu Türkistan olayları ve Uygurların var olma mücadelesi
Doç. Dr. Oya AKGÖNENÇ
Doğu Türkistan’da olaylar fırtına gibi gelişip, dünya gündemine yıldırım gibi düştü. Meydana gelen tepkiler çok karışık ve farklı oldu. Durum hala ciddiyetini sürdürmekte, olayların üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen Uygurlar sokak ortasında yürürken veya bisikletle işine giderken vurulup öldürülmekte…
Bütün bunlara rağmen dünyadan yükselen tepkiler son derece cılız kalmakya devam ediyor. Daha da fenası, medyayı kontrol eden Çin, öldürülenlerin Han Çinlileri olduğunu dünyaya bildirmekte ve olayların tüm yükünü Uygur Müslümanlarının üstüne yıkmaktadır.
Olayları anlamak için bir kaç değişik açıdan tahlil etmek gerekmektedir.
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Ağustos 9, 2009
REMZİ UYSAL – LÜBECK
Özellikle yaz tatillerinin sadece yan yatıp, zamanı boşa geçirmek için olmadığını, her tatilin, hem eğlenme hem de öğrenme süreci olabileceğini tekrar hatırlatmak için, bu yazıyı öğrencilerimizin ve de aile bireylerinin bilgilerine sunuyorum.
Türk öğrencilerimizin de okullarında öğrenim gördüğü Batı Avrupa ülkelerinde, ülke ve eyaletleri arasında farklılıklar göstermiş olsa da, okullar yaz tatiline yavaş yavaş girmeye başladılar.
Sınıfını geçen öğrenci de, sınıfında kalan öğrenci de tatili haketmiştir. Sınıfını geçen öğrencinin sevinmesi ve öğrencinin ödüllendirilmesi oldukça doğal. Sınıfını geçemeyen öğrencinin ise cezalandırılması da bir o kadar yanlıştır.
Sınıfda kalan öğrenci, tek başına sınıfta kalmamıştır. Bunda tüm aile bireylerinin payı vardır. Karne öncesi öğrencinin başarısız olduğu dersleri ile aile yeterince ilgilenmiş midir? İyi karne de, kötü karne de tüm aileye aittir. Veli ve diğer aile bireyleri bu konuda kendilerini de sorgulamalıdırlar.
Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, SAĞLIK, SPOR | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Ağustos 5, 2009
SUAL: Berat gecesi ne zamandır, önemi nedir?
CEVAP
Berat gecesi Şaban ayının 15. gecesidir. Yani 14 Şaban’ın bittiği günün gecesi ki, bu yıl çarşambayı perşembeye bağlayan gece, yani bu gecedir. Berat gecesinin günü 6 Ağustos’tur. Oruç tutmak isteyen Perşembe günü tutmalıdır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Şaban öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesai]
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi]
(Şaban ayında üç gün oruç tutana Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali]
(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.) [İ.Asakir]
(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim.” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace]
(Cebrail aleyhisselam gelip, “Kalk namaz kıl ve dua et! Bu gece Şaban ayının 15. gecesidir” dedi. Bu geceyi ihya edenleri Allahü teâlâ affeder. Yalnız, müşrik, büyücü, falcı, cimri, kinci, müşahin, içkici, faizci ve zaniyi affetmez.) [Taberani] (Müşahin, bid’at ehli demektir.)
İçki içmek, cimrilik, kin gütmek gibi günahları işleyen kâfir olmaz. İmanı düzgünse, günahlarının cezasını çektikten sonra Cennete girer. Sevabları günahlarından daha çok gelirse, Cehenneme girmeden de Cennete gider.
Âişe validemiz buyuruyor ki: (Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari]
Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe istiğfar etmeli, kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı, Bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihal bilgileridir.
Peygamber efendimiz Berat gecesinde, (Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve şakiyyen) duasını çok okurdu.
Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat gecesinde çok ibadet ettin?) diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Şükredici kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye]
MEHMET ALİ DEMİRBAŞ – TÜRKİYE GAZETESİ
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, SPOR, ÖZEL SAYFA | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Ağustos 4, 2009
MUSTAFA NECATİ ÖZFATURA
26 Haziran 2009’da Çin’in Guandong eyaletindeki Uygur Türklerinin katliamını protesto maksadıyla 5 Temmuz 2009 günü Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de başlayan gösteriler ve tepkiler devam etmektedir. Gösterilerin başladığı günden bu yana Doğu Türkistan ile telefon ve internet bağlantıları kesik olup, ancak özel kaynaklardan haber alınmaktadır. Ve haberler son derece üzücüdür. Urumçi’nin 20 değişik bölgesinde Çinli çeteler ve askerler Uygurlara soykırım yapmıştır.
1949 yılından bu yana 60 yıldır Uygur Türklerine sinsice ve son derece korkunç bir katliam yapılmaktadır. Uygurlar öz vatanlarında azınlık durumuna düşürülmüştür. Dünya kamuoyu bu katliama karşı ilgisizdir. Çünkü soykırıma maruz kalanlar Türk ve Müslümandır. Rusya esareti altında asırlarca yaşayan Batı Türkistan yani Türk ülkeleri şimdilerde bağımsız olmuşlardır. Ama Çin’in zulmü altında inleyen Türkler sefilleri oynamaktadır.
Türklerin nüfusu artmasın diye mecburi kürtajlar, akıl dışı sınırlamalar yetmiyormuş gibi hastaneye, hapishaneye ve hatta polis merkezine düşen her kadın ve erkek kısırlaştırılıyor. Çin ile dış ticaretimiz ise tam bir faciadır. 80 veriyor 20 alıyoruz. Türk limanlarına Çin’den gelen her gemi ile imalathaneler hatta fabrikalar kapanıyor. Buna çare bulunmalıdır.
Nükleer araştırma ve denemeler Doğu Türkistan’da yapılıyor. Kanser vakalarının artmasının yanında özürlü doğumlar da artmaktadır. 30-40 yıl sonra Doğu Türkistan, oradaki Türkler için sakatlar yurdu olacaktır. Dünya kamuoyu Doğu Türkistan’da yaşayan en az 30 milyon Türk’e insan gözü ile bakmalı ve insan hakları teminat altına alınmalıdır.
Her nedense Türkiye’den üst düzey devlet yetkilisi buraya gitse Doğu Türkistan’da baskı artmaktadır. 1949’da Doğu Türkistan’da nüfusun yüzde 9’u Çinli idi. Bugün bu oran 39.5’dir. 1 milyon 660 bin kilometrekare toprağı olan Doğu Türkistan Çin işgali altındadır. Zulüm ve vahşetle süper güç olunamaz. Sovyetler Birliği gibi Çin’de çökmeye, dağılmaya mahkumdur.
Çin’de çıkan minerallerin yüzde 78’i Doğu Türkistan’a aittir. 148 maddenin 118’i Doğu Türkistan’dan çıkmaktadır. Doğu Türkistan’ın 500 bölgesinde petrol, 30 bölgesinde doğalgaz, 25 bölgesinde altın, 7 bölgede kurşun, 10 bölgede demir ve 3 bölgede uranyum çıkmaktadır. Zengin Doğu Türkistan’ın binlerce yıllık halkı ise son derece fakirdir.
TÜRKİYE GAZETESİ
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, ÖZEL SAYFA | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Temmuz 28, 2009
SEDAT AÇIKBAŞ
Güzel yurdumuzun hatta dünyanın en güzel şehri İstanbul, yaşlılar için adeta bir cehennem haline gelmiş. Sadece yaşlılar için değil, bedensel engelliler ve kentin yabancıları (acemileri) için de İstanbul yaşanması çok zor bir şehir haline gelmiş.
Önceki yıllarda da dikkatimi çeken bu olay, şehir büyüdükçe daha da büyümüş. Yaşlılar ve engelliler evlerine hapsedilmiş vaziyette. Şehrin acemileri (yenileri) ise sokağa çıkmak için aylarca antrenman yapmak zorunda. Çocukluğum İstanbul’da geçmemiş olsa ve dünyanın en mübarek şehirlerinden birisi olmasa, asla bu şehre uğramazdım. İstanbul’u yönetenlere ‘küserdim’, hoş, onların da ‘haberi’ olmazdı ya..
Siz bir vatandaş olarak yasalara, kurallara uysanız da başınız dertten ve sıkıntıdan kurtulmuyor. Benim asıl şaştığım şey ise; bu sıkıntıları herkesin kabullenmiş görünmesi. Bir sohbet ortamında hükümetler yıkılıyor, belediyelere tekrar oy verilmiyor ama iş fiiliyata dökülünce kimsede ‘tıs’ yok!
Karşıdan karşıya geçmek istediğiniz bir kavşakta birçok ‘yavşak’ size yol vermiyor. Trafik lambalarında da aynı durum geçerli. Siz kaidelere uyarak yayalara yeşil yanmasını bekliyorsunuz ama bahsi geçen ‘yavşaklar’, kendilerine kırmızı yanmasına rağmen üzerinize üzerinize geliyor. Kırmızı ışık ihlali Avrupa’da ehliyeti götürüyor ama Türkiye’de besbelli ki ‘prim’ yapıyor. Eğer yakınlarda bir polis yoksa, kırmızı ışıkta duran da yok!
Yaşlılar karşıdan karşıya geçmeye korkuyor. Üst geçit bir çözüm değil, aksine tam bir eziyet. Dik merdivenleri tırmanması ayrı bir eziyet, inmesi ayrı bir eziyet. Üst geçidi kullanmak için katedeceğiniz yol da cabası.
Kaldırımlar ise tam bir felaket. 1960’lı yıllarda otomobiller park etmesin diye kaldırımları yüksek yapmak moda olmuştu. Hâlâ 1960’lı yılların zihniyeti hakim ki, kaldırımların yüksekliği yarım metreden aşağı değil.
Yaşlılar ve bedensel engelliler, kaldırımdan yürüse bir dert, yoldan yürüse her an bir otomobilin altında kalması işten bile değil. Çoğu malül ve bedensel engelli emeklilerin her ay günlerce kapısına yığıldığı Şirinevler Ziraat Bankası’nın görünümü içler acısı. Güya kolaylık olsun diye, emekliler için ayrı bir bölüm açmışlar, yaklaşık 25 basamak merdiven indikten sonra kiler gibi bir yeri emeklilere layık görmüşler. Üst katta engelli birisinin bile rahatça girip çıkacağı, basamaksız, merdivensiz yeri ise ‘sağlam’ müşterilere ayırmışlar. Yoldan geçerken direkt bankaya girebiliyorsunuz.
Ziraat Bankası yöneticilerine tavsiyem; bu ayıbı kapatın! Ayrıca emeklilere bağıran memurlarınızla da ilişkilerinizi kesin. Piyasada aynı işi güleryüzle ve daha az parayla yapacak onbinlerce genç işsiz var. Memurlar bu işsizlik ortamında hallerine şükredip, müşterilere kibar davranmalılar. Bir gün bu nimet ellerinden giderse de şaşmamalılar.
Metrobüs dedikleri ise, tam bir aldatmaca. Yani ‘ulaşıma çözüm getireceği’ söylemi aldatmaca. Bu otobüslere Avrupa’da ‘körüklü otobüs’ diyorlar. ‘Metro’su nereden, ‘büs’ü nereden çıkmış anlamış değilim. Şoförlerinin çoğu eğitimsiz. Her 5 dakikaya bir sefer konulmasına rağmen insanlar yine adeta konserve kutusunda seyahat ediyor. Allah göstermesin, bir sert frende insanlar birbirini ezerek öldürür. Sevgili otobüs şoförü meslektaşlarım hiç alınmasın ve gerçeği kabullensinler ve daha dikkatli ve kibar olsunlar.
Dünyanın en büyük kentlerinden Hamburg’ta 10 sene kadar otobüs şoförü olarak çalıştım ve bu süre içinde hakkımda tek bir şikayet olmadığı gibi, çok sayıda teşekkür yazısı bile aldım. Avrupa’da frene biraz sert dokunursanız, yolcular yerine oturmadan kalkarsanız, derhal şikayet edilirsiniz! Bu yüzden otobüs şoförleri alınmasın, bu işi biz de yaptık ve biliyoruz. 1 aylık İstanbul ikametimizde, sadece iki şoför 75 yaşındaki annem bir yere oturana kadar hareket etmeden bekledi. Kendilerine buradan da ayrıca teşekkür ediyorum.
Yazımı burada bitirirken, “Var mı bu ‘küçük’ şeyleri halledecek bir mercii?!” diye soruyorum.. İstanbul izlenimlerimi kısmet olursa zaman zaman aktaracağım. İstanbul’da çok güzel şeyler de olmuş, büyük hizmetler yapılmış; bunları inkâr edenler nankördür. Tüm bunları da özel olarak siz sevgili okuyucularımız için kısmet olursa sitemizden aktaracağım.
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, SPOR | 1 Yorum »
Yazan: almanyahaber Temmuz 27, 2009
“Türk Dilinin Hollanda’da 400 Yılı ve Türkçe’nin Avrupa’daki Tarihi”
DOĞAN TUFAN
Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Rotterdam Türk Esnaflar Kulübü (STOR) İstanbul salonunda, “Türk Dilinin Hollanda’da 400 Yılı ve Türkçe’nin Avrupa’daki Tarihi” konulu bir konferans verdi. Hollanda Karamanlılar Vakfı (HOKAV) tarafından düzenlenen konferansa, Rotterdam Başkonsolosu Esen Altuğ, Hollanda Parlementosu eski milletvekillerinden Fadime Örgü, Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) Hollanda Başkanı Veyis Güngör, Hollanda Batı Trakya Türk Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Mustafa Yusuf, (H.B.T.T.K.D.D) sekreteri Ahmet Kaydır, (H.B.T.T.K.D.D) muhasibi Şener Kazım, Hollanda’daki Türk sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve vatandaşlar katıldılar.
Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Hollanda ile Türkiye arasında 2 bin 500 kilometrelik bir mesafe olmasına rağmen iki ülke arasında yaklaşık 400 yıl öncesinde başlayan örnek bir ilişki bulunduğunu söyledi. Akalın, ilk Hollanda elçisi Cornelius Haga’nın 1611 yılında İstanbul’a gönderilmesi ve arkasından Padişah Birinci Ahmet’in bu ülkeye verdiği kapitülasyonun resmi belgesi olarak ilk ahitname ile başlayan karşılıklı dil değerleri yayılımı, yirminci yüzyıl ortalarındaki işgücü göçüne bağlı olarak konuşma ve yazı dili boyutlarıyla yeni bir biçim ve önem kazandığını anlattı. Türkçenin bugün Hollanda’da geniş bir kullanım alanı bulmasına rağmen, ilköğretim kurumlarının ders programından çıkarılmasını büyük eksiklik olarak gördüğünü söyleyen Akalın, bu derslerin tekrar konulmasını istediklerini, bunun da velilerin ve sivil toplum kuruluşlarının sahip çıkmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı.
Türkçe’nin Avrupa’da Türk nüfusunun çoğalmasıyla birlikte etkinliğinin de arttığını söyleyen Akalın, “Türkçe bugün Avrupa’nın en doğusundan en batısına konuşulan bir dil,sınır aşan bir dil konumuna gelmiştir.” dedi. Türkçe’nin bugün yabancı dillerin sözcük baskısı altında olsa da en güçlü dönemini yaşadığını, dünyanın en etkin dillerinden biri olduğunu ve beşinci sırada geldiğini anlatan Akalın, dil bilgisi kurallarına göre öğrenme kolaylığı, söz varlığının zenginliği, yabancı dillere kazandırdığı yaklaşık 12 bin sözcük sayısının bu etkinliği gösteren bazı temel unsurlar olduğunu söyledi.
Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın konuşmasını şöyle tamamladı: “Bugün 36 ülkede Türkçe konuşuluyor. Çok sayıda ülkede en az bir üniversitede Türk dili bölümü var. Türkçe’de bugün 570 bin sözcük var. Bu da Türkçe’nin zenginliğinin somut bir görünümüdür.”
Hollanda Batı Trakya Türk Kültür ve Dayanışma Derneği yöneticileri, konferansın ardından Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın ile tanışma imkanı buldular. Dernek başkanı Mustafa Yusuf, Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın’a, Hollanda Batı Trakya Türk Kültür ve Dayanışma Derneği ve Batı Trakya Türkleri ile ilgili bilgiler verdi. Önümüzdeki dönemde,Batı Trakya Türkleri ile ilgili geniş katılımlı bir konferans düzenlemeyi planladıklarını ifade eden Mustafa Yusuf, “Siz değerli hocamızı da konuşmacı olarak aramızda görmeyi arzu ediyoruz” dedi. Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın,eşinin Yunanistan (Drama) göçmeni olduğunu, Yunanistan’ı birkaç defa ziyaret etme fırsatı bulduğunu, Hollanda Batı Trakya Türk Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenmesi planlanan böyle bir konferansa memnuniyetle katılacağını ifade etti.
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, SPOR, ÖZEL SAYFA | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Temmuz 19, 2009
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, SAĞLIK, SPOR | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Temmuz 17, 2009
SEDAT AÇIKBAŞ
Türkiye ve Türkler ne hikmetse abartmayı çok seviyor. Dinimizde buna ifrat ve tefrit deniliyor. Yani artı-eksi abartma.. Anlaşılması için biraz açayım: Bir kimseye doktor “Sana dokunuyor, maydonozu azalt” derse, o kimse, maydonozu tamamen bırakıyor, hatta ev halkının yemesine bile karşı çıktığı için eve maydonoz sokmuyor. Yine mesela; doktor bir kişiye “kemiklerinin kuvvetlenmesi için maydonoz yemen gerekir” diyorsa, o kişi maydonozun kökünü bile kaynatarak suyunu içiyor. Bütün mahalle maydonoz kokuyor. İşte anlatmak istediğim ifrat ve tefrit.
Bir başka örneği vermeden geçemeyeceğim: Arkadaşın birisi sigara içmiyor; adı da Şefkat. Babası adını öyle koymuş, erkek olduğu halde mahkemeye gidip, kadın ismini değiştirmemiş. Neyse ben buna takmadım. Sürekli gidip, dostlarla buluşup sohbet ettiğim bir dernek var. Eğer Şefkat orada değilse, içerisi sigara dumanından geçilmiyor. Şefkat yoksa bayram var!. Çünkü Şefkat, Almanya’da sigara yasağı olduğu için sonuna kadar bu hakkını kullanıyor; kimseye sigara içirtmiyor. Hatta tartışma olduğunda sigaraya ‘haram’ diyebilecek kadar ileri gidiyor. Ama konken oynamakta, müzik dinlemekte hiçbir sakınca görmüyor. Sigaraya haram demesi de müziğe helal demesi de konken oynaması da kendisinin sorunu ama nedir bu insanlığın Şefkat’lerden çektiği???
Bilindiği gibi Türkiye’de ‘dumansız hava sahası’ bugünden itibaren oldukça genişletiliyor. Sigara içmeyenler adına saygı duyuyorum. Azılı bir sigara tiryakisi olsam da oruç tutarken aklıma dahi gelmiyor sigara içmek, hatta dumanından rahatsız olduğum için sigara içilen ortamlara girmiyorum bile. Günde ortalama 2 paket sigarayı iç ederken, uluorta yerlerde sigara içmiyorum. Rahatsız olanlara saygı duyuyorum. Ama sigara içmeyenlerin saldırgan davranışlarına da içerliyorum.
Bakın bu işin sonu nereye varır; bir zamanlar beyaz çorap giyenler dışlanıyordu. Bunun bir kompleks olduğu ortadayken, beyaz çorap karşıtlarının ruh halleri hiç araştırılmıyordu. Şimdi bu iş giderek yayılacak. Bugün sigara içilmeyen yerlerde gün gelecek, beyaz çorapla da dolaşamayacaksınız. Günün birinde sivri zekalının birisi çıkacak ve camilerde takke giyilmesini (bilmem hangi sebeptense) de yasaklayacak. Demedi demeyin.
İnsanların sigara içmesiyle uğraşılacağına; caddelerde şortla-taytla gezmeyle, evinin balkonuna üstü çıplak çıkmayla, alkolle, ne bileyim daha toplumun ahlakını ilgilendiren ne kadar şey varsa onlarla uğraşsınlar. Bakın ben sigara içmeyenlerin yanında sigara içmiyorum, benim komşum da balkonuna üstü çıplak çıkmasın, çarşıda pazarda şortla-taytla gezmesin.
İtiraz seslerini işitir gibiyim. Benim itiraz sesimi kim duyuyor peki?!?..
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, SPOR | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Temmuz 14, 2009
DOĞAN TUFAN
Milli ve insani konularda devamlı bir ve beraber olmamız zaruri bir davranıştır. Ülkemizin ve insanlarımızın çıkarları ve menfaatları söz konusu oldu mu bir olup, iri olarak hak aramak, sonuç almamak için bir neden yoktur. Yeterki birlik olalım beraber olalım.
Dün Azarbeycan, Bosna Hersek, Çeçenistan, Kosova, Lübnan, Filistin, Gazze bugün Can Türkistan, yarın neresi? Bu diyarlarda Türk olmak yürek işi, er işi. Bir olduk mu hep diri iri oluruz. Allah birliğimizi dirliğimizi muhafaza etsin, bizi birbirimizden ayırmasın. Türklük bu diyarlarda,Çin’e Rus’a ,Sırp’a, Rum’un ruhlarına bir ok gibi batmaktadır. Bu bağlamda ecdadımıza layık büyük bir milletin torunları olarak bu diyarlarda yaşamak zorundayız. Bir ve beraber bir olmamız daha da elzem. Anavatanımız Türkiye’nin güçlü olması, Türkün ebedi düşmanlarına korku salacak, dostlarına güvence olacaktır. Avrupa’da yaşayanlar olarak, bilgimizi, teknolojimizi, ekonomik gücümüzü de birleştirerek güçlenmeliyiz.
Buradaki bilgi birikimlerimizi Türkiyemize doğrudan taşımak için gayret edelim. Edelimki yurdumuzun kalkınmasında aktif olmak için çalışalım. Yerküre üzerinde yaşayan Türkler olarak Çinle, ekonomik olarak da mücadele verelim. Çin mallarını almayalım, satışlarına engel olmak için gayret edelim. Bulunduğumuz ülkelerde basın yayın yoluyla kardeşlerimize yapılan bu zulmü duyurmaya, yaymaya, yılmadan gündemde tutmaya çalışalım.
Dünyada Türklerden başka esir hiç bir millet kalmamıştır. Kendi ülelerinde zulme uğrayan kardeşlerimizin hürriyetlerini istememiz en tabi hakkımızdır. Bu hakkı birlik içinde almalıyız. Allah mazlum ve mağdur kardeşlerimizi korusun ve yüceltsin.
dogan.tufan66@googlemail.com
Yazı kategorisi: ANASAYFA, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK | 1 Yorum »
Yazan: almanyahaber Temmuz 13, 2009
REMZİ UYSAL
AKP Hükümeti´nin ABD ve AB Savas Gemileri´ne Çanakkale ve Istanbul Boğazları´nı açıp, Karadeniz´e salması, bize batan Osmanlı İmparatorluğu´nu, İttahatcı 3 Paşayı ve de sonlarını hatırlatmadı mı?
ABD´nin önderliğindeki bu savaş kışkırtıcılık girişimi, Kravatını kemiren, Gürcistan devlet başkanı, kukla lider Sakaşvili´ye destek vermek mi, yoksa o güçlerin AKP Hükümeti´ni kullanarak, Kafkaslar´da göz diktikleri enerji kaynaklarının kullanımındaki güç dengesini kendi lehine çevirmek mi idi?
AB´yi de peşine takmış olan ABD´nin dünya jandarması rolünü içimize sindirmek zorunda mıyız? Ninelerimiz çorap örerken, mermi taşırken, dedelerimiz yedi düvelin karşısına dikilmedi mi? Osmanlı´yı batıran İttahatçı Paşaların torun, kıyı ve kenar akrabaları olan kalemşörler, sanki Atatürk´ün Türkiye insanına, sağcısına ve de solcusuna, armağan ettiği ülkemiz Türkiye´nin, sınır bütünlüğü ile hesaplaşmak istiyorlardı gibi bir halleri vardı.
Aranan ve istenen yeni bir Mondros Mütarekesi ve Serv Antlaşması mıdır yoksa? Tarih, galiba tekrarlanmak isteniyor! Kim demiş tarih tekerrür etmez diye. Oyun ve niyet hep aynen kalabilir. Sadece mekan, zaman ve figürler değişebilir.
Bu çıkarma pravosu karşısında sadece Ergenekon destekçileri gözüyle bakılan kişi ve grupların bu tertibe, ABD ve AB´nin savaş gemilerine tepki gösterip, hükümet yandaşlarının, din kökenli derneklerin dindar temsilcileri olan kardeşlerimizin, AKP iktidarının hatırına suskun kalmaları, oldukça üzüntü ve kaygı verici olmuştur.
Gönül isterdi ki; Türkiye´nin başını derde sokmak isteyen, niyetleri belli o güçlerin, ateşi bizi de yakabilecek savaş kışkırtıcılığı karşısında, haklı demokratik tepkimizi, sağcımız ve solcumuzla, beynamazımızla ve de sofumuzla birlikte, dayanışma içinde ortaya koyabilseydik.
Şimdi de gönül ister ki, gelecekte bu tür olaylar karşısında tavrımız ortak olmalı. Unutmayalım; Türkiye bir tane. Elimizden kayarsa, gideceğimiz dünya küresinde başka Türkiye yok!!!
Yazı kategorisi: ANASAYFA, DÜNYA, GÜNCEL, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Temmuz 11, 2009
ALİ ÖZTÜRK’ÜN YORUM YAZISI
Bir süredir sizlerinde yakından takip ettiği üzere Boyuthaber olarak bir mücadele veriyoruz. Nedir o mücadele?
- Milli Görüş Hareketi’ne gönül vermiş, Milli Görüş Hareketi’ne geçmişte, bugün ve gelecekte büyük misyon yüklemiş, yüzbinlerce ve milyonlarca insanın emeğine, gözyaşına ve umutlarına saygısı kalmamış tiplerin…
- Milli Görüş’e yanaşarak Milli Görüşçüler’in ve Milli Görüş’ün Milli duruşunu, Ulusalcılık illetiyle karıştırarak zihinleri kirletmeye çalışan…
- Darbelerden ve keyfi kapatmalardan en çok zarar görmüş bir hareketin mensuplarını “ya darbecilerdensin, ya ulusalcısın, ya Fethullahçısın” şeklindeki dar kalıplara klişelere hapsetmek isteyenlerin çabasını boşa çıkarmaktır.
YAZININ DEVAMI İÇİN.. TIKLAYINIZ
Yazı kategorisi: ANASAYFA, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, SAĞLIK | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Temmuz 10, 2009
SEDAT AÇIKBAŞ
Doğu Türkistan tüm Türklerin yani bizim de anavatanımızdır. Taklamakan çöllerinde, Çin Seddi içinde, hatta Şanghay’da hâlâ atlarımızın izi, kılıçlarımızın korkusu ve oklarımızın nişanı, Kürşad’ın nâmı vardır. Tarihi iyi bilmeyenler, Kürşad’ın 40 yiğidiyle Çin Sarayı’nı basmasını efsane zanneder ve bir kahramanlık öyküsü olarak algılamaktan ileri gidemez. Oysa koskoca Çin, ülkesinin etrafını Türkler’den korktuğu için, yıllarca onbinlerce işçi ve hayvan çalıştırarak binlerce kilometre uzunlukta ve onlarca metre yükseklikte surlarla çevirdi.
Sonra biz Türkler, ‘buralarda bize ekmek kalmadı’ düşüncesiyle Orta Asya’dan çıktık Batı’ya doğru ilerlemeye başladık. Bir kısmımız oralarda kaldı ve hâlâ Türk varlığını sürdürüyor. Batı’da Selçuklu ve Osmanlı devletlerini kurduk. Daha önce kurulan devletleri saymıyorum burada. Herbiri başlı başına bir tarih.
YAZININ DEVAMI İÇİN.. TIKLAYINIZ
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, SPOR | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Temmuz 7, 2009
DOĞAN TUFAN
Hükümetler ülkemizin,ve milletimizin hayrına ne zaman bir icraat yapamaya kalksa, hemen Bizans oyunları sergileniyor. Yıllar önce bir piyesimiz vardı. “Her Bizansa bir Fatih” diye. O oyun tekrar oynasa, oynatılsa bu günkü tehlikeler, tefrika ve oyunlar aleni meydana çıkacak.
Avrupa Türk İslam Birliği’nin davetlisi olarak Almanya’ya gelen Turgut Özal döneminin Milli Eğitim Bakanı Hasan Celal Güzel biz basın mensuplarına Batı Çalışma Gurubun’un hazırlamış olduğu, raporlardan vermişdi. Orada verilen talimatlarda, Batı Çalışma Gurubu dışında olan bu milletin güzide subaylarını yıpratmak, ordudan atılmalarını sağlamak için çeşitli oyunların nasıl yapılacğı bir bir anlatılıyor.
YAZININ DEVAMI İÇİN.. TIKLAYINIZ
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Temmuz 5, 2009
REMZİ UYSAL
Türkiye Psikiyatri Derneği Üyesi Sayın Prof. Mehmet Kerem DOKSAT´ın posta kutuma düşen „Türkçe Bülten“in „Etiketler Bölümü“nde, “ERGENEKON ATATÜRK´ün KİŞİLİĞİNE PSİKOLOJİK SALDIRI!” başlıkllı yazısını ve de Sayın Gökhan DEMİR´in de bu yazının içeriğine 28.6.2009 günlü yaptığı eleştiriyi okudum.
Sayın Doksat yazısında, Türkiye´nin bugün içinde bulunduğu durumu, halkımızın nasıl bir psikolojik süreç ve travmalardan geçirilmiş olduğunu, ulusal duygu ve reflekslerinin nasıl yok edildiğinin, ülkemizin yağmalanmasına neden tepkisiz kalınmakta olduğunun, bir bilim adamı olarak analizini yapıyor. Sayın Demir´in eleştiri yazısından, ulusal ve laik devlet düzenimiz gerekirse dağılsın da, bu nasıl olursa olsun ve bunu kim yaparsa yapsın, bizim umurumuzda değil diyebilecek bir kesimin, devlet yapımıza ve aydınlarımıza duydukları öfkenin dışa vuruşu anlaşılıyor.
YAZININ DEVAMI İÇİN.. TIKLAYINIZ
Yazı kategorisi: ANASAYFA, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, SAĞLIK, SPOR | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Temmuz 2, 2009
SEDAT AÇIKBAŞ
Mesleğim icabı günde ortalama 150-200 kadar elektronik posta iletisi alıyorum. E-Mail dediğimiz bu iletilerin içinde kimi kurum ve kuruluşların, siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, çatı kuruluşların basın bildirisinden tutun da tanıdıkların ilginç yazı ve haberlerine, mail gruplarının yazı ve haberlerine, sahte haberlere, reklamlara kadar her türlü ileti var.
Şimdilerde E-postalarda bir ileti ya da mesaj dolaşıyor; başkasından gelen ve sizin başkalarına gönderdiğiniz bir ileti dönüp dolaşıp yine size geliyor. İtiraf etmem gerekir ki, ben de böyle maillerden birisine ‘balıklama’ atladım. 5 yaşında bir kız çocuğu kaybolmuştu ve yardım isteniyordu. E-Postadaki bilgileri toparlayıp, haber yaparak yardım niyetiyle sitelerime koydum. Güvenli bir kaynaktan gelen bir habere daha balıklama atlamıştım ki, kısa bir araştırma ile bunun yalan bir haber olduğunu, muhtemelen haberde adı geçen kişiye yapılmış ‘kötü bir şaka’ olduğunu anladım.
Şu sıralarda Duman Grubu hakkında İhlas suresine hakaret edildiği şeklinde bir haber e-postalarda geziniyor. Önce mailde ne deniliyor; kısaca verelim:
“Duman Grubu, SONY BMG etiketiyle çıkarmış oldukları son albümlerinde konsept olarak ‘ateizm’ konusunu ele alıyor.
Bu albümdeki bazı şarkılarda ‘ahiretin olmadığı’ şeklinde telkinleri bulunan grup, ‘Rezil’ isimli şarkılarında ise İhlas suresinin (Lem yelid velem yûled) okunuşlu 3. ayetini; şarkısında (lem yelid velem löp yutar) şeklinde okuyarak açıktan dalga geçiyor.”
Evet iletide kısaca böyle deniliyor. Kısa bir araştırma yaptım; evet Duman Grubu resmen dinimize hakaret ediyor. Bir internet sitesinde ‘Duman’cılar, iletideki ithamları kısmen kabul ediyor ama “Biz Mslümanız” diyorlar. ‘Löp yutar’ kelimelerinin ‘Velem yuled’ ile ilgisinin olmadığını, daha önceki bir söze ‘uyak’ olduğu için şarkıda geçtiğini iddia ediyorlar. Peki bu şarkıya bu sözleri koymaları için ‘Duman’cıların kafasına silah mı dayadılar acaba???
YAZININ DEVAMI İÇİN.. TIKLAYINIZ
Yazı kategorisi: ANASAYFA, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, SPOR | 1 Yorum »
Yazan: almanyahaber Haziran 29, 2009
YAKUP TUFAN’IN MAKALESİ
Yaklaşık üç yıldan beri bir ileri iki geri giden “Almanya İslam Konferansı”, Almanca tabirle “DIK-Deutsche Islam Konferenz”, nihayet bir teşekkürle sona erdi. Devlet ve hükümet yetkilileri, Berlin’de son kez yapılan sonuç değerlendirme toplantısında, katılımcılara son bir kez daha teşekkür ettiler ve böylece Almanya İslam Konferansı (AİK) sona ermiş oldu. Tamam mı devam mı, iş gelecek hükümete kaldı.
Üç yıl boyunca, çeşitli çalışma grupları adı altında yapılan çalımalardan arzu edilen sonuç alındı mı? Müslümanların meseleleri çözüme kavuşturuldu mu? En azından Müslüman Kuruluşlar Almanya’da Dini Cemaat olarak tanındı mı? Maalesef!
Peki ne oldu: Dialog oldu. Yerli, yabancı, herkes birbirini daha iyi tanımış oldu! Almanya’da müslümanların varlığı bir kez daha ortaya çıktı! Uzlaşma yerine tartışma kültürü(!) gelişmiş oldu! Daha neler neler!? Doğrusu az iş değil! Bir de bu meyanda yapılan bir araştırmaya göre, Almanya’da Müslümanların nüfusunun genel nüfusun yüzde 3 değil, yüzde 5 olduğu ortaya çıktı! Dahası var mı?
MAKALENİN DEVAMI İÇİN.. TIKLAYINIZ
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, SPOR | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Haziran 28, 2009
İmparatorların İSTANBUL tarifi: Kâinatın merkezi
PROF. DR. YILMAZ ÖZTUNA
Üstâdım Yahyâ Kemâl, Türk İstanbul’un oluşmasını şöyle anlatır. (Hâtırât, N.S. Banarlı neşri, s.51): “İstanbul sadece padişahlar ve İstanbullular tarafından bina edilmiş değildir. Vatanın dört bucağından, Konya’dan, Bursa’dan, Edirne’den, Sivas ve Tokat’tan, Erzurum’dan, Üsküb’den, Macaristan’dan, Hicaz’dan, Bağdad’dan, Tunus, Cezâyir, Trablus gibi Mağrib topraklarından; buralara gidip gelen, yahut buralardan gelip İstanbul’da kalan, burada yerleşen nice Müslüman Türkler; kadınları, çocukları, ihtiyarlarıyla; el sanatları, musikileri, halk ve divan şairleri ile; şehir, sokak, ev ve oda mimarileri ile; cami, hamam, kubbe anlayışları ile, hâsılı vatanın ve tarihin her bucağı ile, her asırdan getirdikleri hünerler ve hâtırlalarla bu şehri, hep birden bina etmişlerdir… O kadar ki, İstanbul, bütün Türk tarihinin, Türk coğrafyasının bir terkibi, hülasası, tecellisi olmuştur… Bu idrâk, beni gün geçtikçe sarmaya ve İstanbul’a bağlamaya başladı… Anladım ki, hakiki vatan ve insanı mes’ûd edecek tek yer bütün vatanın ruhunu teşkil eden bu şehirdir.
YAZININ DEVAMI İÇİN.. TIKLAYINIZ
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, SPOR, ÖZEL SAYFA | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Haziran 25, 2009
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, HUKUK KÖŞESİ, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, SPOR, ÖZEL SAYFA | » yorum bırak;
Yazan: almanyahaber Haziran 24, 2009
AHMET GÜLEŞ
İhtiyaç isteği, istek de başarıyı netice verir. Ve bu ihtiyaç eğer doğru zamanda tespit edilebilirse başarının şartları oluşmuş olur. Yani başarabilmek için istemek gerekir önce!
Bilimsel bilginin doğru olması, ondan yararlanılarak ortaya çıkarılanın herzaman doğru olacağı anlamıda çıkmaz. Bunları bi kenara yazıp şampiyonu tebrik ederek devam edelım yazımıza.
Ne yaptı peki şampiyon? Neleri ne zaman doğru yaptı? Takımı ikinci sırada namağlup devralan ve ilk yarıyı liderin 6 puan gerisinde 11 haftada aldığı 17 puan ile 6. sırada tamamlayan Beşiktaş neleri doğru yaptı?
Bir soruyla devam edelim yazımıza.
Kazanmak mı önemlidir yoksa her yeni gün takrar ringe çıkıp dövüşmeye devam etmek mi?
Sanırım benim için dövüşmeye devam etmek. Mümkünse de kazanmak. Ama yenilmek o kadar da önemli değil, önemli olan dövüşün sürekli tekrardan başlaması.
YAZININ DEVAMI İÇİN.. TIKLAYINIZ
Yazı kategorisi: ANASAYFA, CEMİYET HABERLERİ, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNCEL, KÖŞE YAZILARI, MAGAZİN, POLİTİKA, POPÜLER YAZILAR, SAĞLIK, SPOR | » yorum bırak;