Haberin Doğru Adresi

Avrupa'da Yaşayan Türklerin Haber Sitesi

NSU DAVASI BAŞLADI – İKİ DURUŞMA ERTELENDİ

Posted by almanyahaber Mayıs 6, 2013

nazi davasiAlmanya’da 8’i Türk 10 kişinin öldürülmesiyle ilgili Neo-Nazi davasının görülmesine Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde 14 Mayıs’ta devam kararı çıktı… Yarın ve Çarşamba günü yapılacak duruşmalar iptal edildi. Duruşmalara 14 Mayıs’ta devam edilecek. BÜLENT DÖNMEZ – İHA

Davanın başlamasından kısa bir süre sonra, başsanık Beate Zschaepe’nin avukatları hakim Mangfred Götzl’ın tarafsız olmadığını ileri sürerek değiştirilmesini talep etti. Alman medyasının “Nazi gelini” adını taktığı Zschaepe, bir yandan gülerken, diğer taraftan çiklet çiğnedi.

Almanya’da 8’i Türk 10 kişiyi öldüren Nasyonal Sosyalist Yeraltı hücresi NSU’nun hayatta kalan tek üyesi Beate Zschaepe ve bu örgüte yardım ve yataklık eden 4 zanlının yargılandığı dava başladı.

Münih – Davada Nasyonal Sosyalist Yeraltı örgütünün hayatta kalan tek üyesi Beate Zschaepe hakim karşısında.

Almanya’nın Münih kentinde görülen NSU davasının ilk duruşmasının başlamasından kısa bir süre sonra sürpriz bir manevra yapıldı.

Davanın bir numaralı sanığı Beate Zschaepe’yi savunan 3 avukat, mahkeme heyetine başkanlık eden hakim Manfred Götzl’ün tarafsız olmadığını ileri sürerek, davaya başka bir yargıcın bakmasını talep etti.

Bu talep üzerine mahkeme başkanı Götzl, duruşmaya kısa bir süre ara verdi. Zscaepe’nin avukatlarının isteği reddedildikten sonra duruşma yeniden başladı.

AĞZINDA CİKLET VARDI

Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşması yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleşiyor. Duruşma salonuna gelen Beate Zschaepe adeta şov yaptı. Siyah takım elbiseyle mahkeme salona gelen Zschaepe, bazına görüntü verdikten sonra basına ve salonda bulunanlara sırtını dönerek, 45 dakika avukatlarıyla konuştu.

Bu sırada avukatlarından biri Beate Zschaepe’ye ciklet verdi. “Nazi gelini” Zschaepe hiçbir şey olmamış gibi duruşma salonunda sakız çiğnedi.

Baş sanık Beate Zschaepe, duruşmadan yaklaşık 1 saat 20 dakika önce mahkemeye polis eşliğinde zırhlı araçla getirildi ve duruşma salonuna binanın garajından alındı.

4 SANIK DAHA VAR

Zschaepe, cinayetlerde suç ortağı olmak, terör örgütü üyeliği ve kundaklamayla suçlanıyor. Diğer dört sanık Holger G, Casrten S, Andre E ve Ralf Wohlleben, NSU terör hücresine yardım etmekten yargı önüne çıkıyor.

Cinayetleri işleyen Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt ise 4 Kasım 2011 tarihinde bir karavanda intihar etmişti. Davanın yaklaşık 85 duruşmayla 2 yıl sürmesi bekleniyor. 606 şahidin dinleneceği davada, 80 kadar müdahili yaklaşık 60 avukat temsil ediyor. Beş kişinin sanık sandalyesinde oturacağı davada, Federal Başsavcılığın hazırladığı iddianame 488 sayfadan oluşuyor.

Mahkemenin “A 101” salonunda 250 sandalye bulunuyor. Dava, Manfred Götzl başkanlığındaki beş asil ve üç yedek hakimle yürütülecek.

TÜRK HEYETİ DE MAHKEME SALONUNDA

TBMM İnsan Haklarını Araştırma Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, Türkiye’nin Münih Başkonsolosu Hidayet Eriş, komisyonun diğer üyeleri Kerim Özkul, Mustafa Erdem, AK Parti milletvekilleri Çağatay Kılıç ve Osman Can ile CHP’den Ali Kılıç sabah saatlerinde izleyicilerle sırada yer aldı ve duruşma salonuna girdi.

Kurbanların yakınları ve NSU terör hücresinin mağdurları salona yan kapıdan alındı.

Almanya’da bir davadan daha fazlası

8’i Türk 10 kişiyi öldürmekle suçlanan ırkçı NSU davası yarın başlıyor. Almanya bu davayla, devleti de töhmet altında bırakan derin ilişkileri sorgulayacak

Almanya’da 2000- 2007 yılları arasında 8’i Türk 10 kişiyi öldürmekle suçlanan aşırı sağcı “Nasyonalsosyalist Yeraltı” (NSU) hücresinin davası yarın başlıyor. Alman kamuoyu, ülkenin en fazla ses getiren davalarından NSU yargılamasında, iç istihbaratın kuşkuya neden olan tutumu nedeniyle “derin devlet” iddialarına da yanıt arayacak. Şimdilik üç kişilik bir hücreden ibaret bir oluşum olarak görülen NSU, Alman siyaseti, güvenlik bürokrasisi ve toplumunda deprem etkisi yaptı. NSU’nun arka planı, bağlantıları ve eylemleri hakkında her geçen gün yeni bilgiler ortaya çıkarken, Alman kamuoyunda, devleti de töhmet altında bırakan birçok kuşkunun dava sürecinde giderilmesi beklentisi hakim.

SORU İŞARETLERİ

NSU’nun seri cinayetleri Alman devletinin istihbarat ve polis teşkilatının çalışma yöntemlerinin sorgulanmasına yol açtı. Aşırı sağa bakış kastedilerek, devletin sağ gözünün kör olduğu yorumları yapıldı. Endişelerin ve suçlamaların artması üzerine Alman Meclisi’nde NSU cinayetleri için bir soruşturma komisyonu kuruldu. Komisyon NSU cinayetlerinin gizli kalmasının nedenlerini, güvenlik birimlerinin ellerindeki bilgileri nasıl değerlendirdiğini saptamayı amaçlıyordu. İşte tam da bu çalışmalar sırasında, Alman iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın elinde bulunan, NSU soruşturması ile bağlantılı bazı arşiv bilgilerinin şüpheli bir şekilde imha edildiği ortaya çıktı. Birden eleştirilerin odağı haline gelen Teşkilat Başkanı Heinz Fromm, geçen yıl temmuz başında istifa etti. Teşkilat’ın, aşırı sağ içinden kullandığı muhbir ve haber elemanlarına ait bilgileri 2011’in kasım ayında, Neonazi cinayetlerinin ortaya çıkmasının hemen ardından “yanlışlıkla” imha ettiği haberi, büyük bir skandala dönüştü. Peşi sıra, 4 eyaletteki iç istihbarat başkanları istifa etti. Almanya kamuoyu halen, 14 soygun ve 10 cinayetle suçlanan NSU’nun nasıl olup da iç istihbarat servisinin gözünden kaçabildiği sorusuna yanıt arıyor. Tatminkar bir yanıtın verilememesi ise, gizli servis ile NSU arasında “derin ilişkiler” olduğu iddialarını güçlendiriyor. Bu nedenle, NSU hücresindeki Uwe Mundlos ve Uwe Bönhardt’ın intihar mı ettikleri yoksa birileri tarafından mı öldürüldükleri sorusu da yoğun biçimde tartışılıyor. Üstelik, NSU’nun ilk eyleminin ardından istihbarat elemanlarının bir garajda hücreye ait mühimmatı bulmaları, buna karşın NSU mensuplarının izin kaybedilmesi soru işaretlerinin başında geliyor.

HÜCREDEN FAZLASI MI?

NSU soruşturması süresince, 3 kişilik hücreden ibaret olduğu iddia edilen oluşumun aslında daha geniş bir çevreyle ilişkili olduğu yönünde bazı haberler gündeme geldi. “Bild am Sonntag” gazetesinin geçtiğimiz 23 Mart’taki haberinde, NSU üyeleri Böhnhardt, Mundlos ve Zchaepe’ye 129 kişinin dolaylı ya da doğrudan yardımda bulunduğu ve bu yardımların sahte evrak düzenleme, para temin etme ve silah tedarik etmeyi kapsadığı belirtilmişti. Ayrıca, Almanya’daki cezaevinde bir Neonazi’nin hücresinde, NSU üyesi Zschaepe’nin bilgilerinin bulunması, hücreyle daha geniş bir çevrenin ilişkili olduğu şüphelerini beraberinde getirmişti. NSU davasında 2’si tutuklu 5 kişi sanık sandalyesinde oturacak. Hücreye destek oldukları gerekçesiyle 8 kişi hakkındaki soruşturma ise sürüyor. Davanın iki yıl sürmesi öngörülüyor.

KİMLER HESAP VERECEK?

10 kişiyi öldüren ırkçı katillerin yargılanacağı dava öncesinde SABAH, ırkçıların çevresini mercek altına aldı.
Beate Zschaepe (38): Davanın başsanığı. İsmail Yaşar’ın öldürüldüğü gün olay yerindeydi. Tüm planlamalarda yer aldı. 13 yıl katillerle birlikte yaşadı. Önce birinin sevgilisi oldu, sonra diğerinin. Delilleri yok etmek için 4 Kasım 2011 tarihinde yaşadıkları binayı havaya uçurdu.

Ralf Wohlleben (38): Aşırı sağcı NPD’nin eski yöneticisi. Cinayet silahının parasını vermiş. Cinayetlerden haberdar olduğu belirtiliyor.
Carsten S. (33): Görevi, izini kaybettiren üçlü ile telefonlaşıp her şeyin yolunda olup olmadığını sormaktı. 9 olayda cinayete yardımcı olmaktan yargılanacak. Suçun işlendiği tarihte 19 yaşında olduğu için Gençlik Ceza Yasası’ndan faydalanacak. Tanık koruma programı kapsamı altında bulunan Carsten S., gizli bir yerde yaşıyor.

Andre E. (34): Katillerin en yakınındaki isimlerden. Cinayete teşebbüse yardım, bombalı eylem, iki soygun ve terör örgütüne destekten yargılanacak.

Holger G. (39): Cinayeti işlemek için kiralanan karavanları kiraladı, para bağışında bulundu. “Terör örgütünü desteklemek” ve “cinayetlere yardımcı olmak” suçundan yargılanacak.

IRKÇI KURBANLARI: 8 TÜRK, 1 YUNAN VE 1 ALMAN POLİS

Enver Şimşek: NSU örgütünün ilk kurbanı. 9 Eylül 2000’de Nürnberg’de öldürüldü. Ispartalı çiçekçi Şimşek 38 yaşındaydı. Evli, iki çocuğu vardı.

Abdurrahim Özüdoğru: 13 Haziran 2001’de Nürnberg’de katledilen ikinci kurban oldu. Bursalı terzi evliydi ve bir kızı vardı.

Süleyman Taşköprü: Hamburg’taki manavında 27 Haziran 2001’de öldürdü. 3 yaşında bir kızı vardı.

Habil Kılıç: 29 Ağustos 2001’de hedef oldu. Artvinli manavın geride bir eş ve kızı kaldı.

Mehmet Turgut: Rostock’ta 25 Şubat 2004 tarihinde döner büfesinde öldürüldü. Elazığlı Turgut, ülkeye kardeşinin kimliğiyle kaçak olarak gelmişti.

İsmail Yaşar: NSU Nürnberg’de katlettiği üçüncü kurban. 9 Haziran 2005 tarihinde öldürülen Şanlıurfalı dönerci Yaşar’ın Kerim adlı bir oğlu vardı.

Mehmet Kubaşık: 4 Nisan 2006’da Dortmund’da öldürüldü. İşlettiği büfesinde öldürülen Kahramanmaraşlı Kubaşık, üç çocuk babasıydı.

Halit Yozgat: Son Türk kurban 21 yaşındaki Halit Yozgat, Kassel’de babasına ait internet kafede 6 Nisan 2006 tarihinde öldürüldü.
Theodoros Boulgarides: Yunan vatandaşı Boulgarides, 15 Haziran 2005’te katledildi. Dönerci olan Boulgarides’in Türk’e benzediği için öldürüldüğü belirtiliyor.

Michele Kiesewetter: Alman polis 25 Nisan 2007 tarihinde mesai arkadaşı ile devriye gezerken öldürüldü. Öldürülme nedeni üstündeki giz perdesi kalkmadı.

HİTLER’İN DE YATTIĞI CEZAEVİ

Davanın baş zanlısı Beate Zschaepe ve onunla birlikte yargılanacak aşırı sağcı Milliyetçi Demokratik Partisi’nin eski yöneticisi Ralf Wohlleben de Münih’in Stadelheim cezaevinde yatıyor. Zschaepe, cezaevinde kadın tutukluların kaldığı 10 metrekarelik hücre tipi odalarda kalıyor. Odada bir yatak, elbise dolabı, televizyon, çalışma masası, özel eşyaların konabileceği raflar, lavabo ve bir tuvalet bulunuyor. Çekim yapılırken iç avludan görüntü alınmasına izin verilmedi. Bu arada baş zanlı voleybol oynuyordu. 1894’te inşa edilen cezaevinde Nazi lideri Hitler de yatmış. Hitler, 1922 yılında asayişi bozmak suçundan 1 ay tutuklu kalmış.

‘Yüz yılın’ davası için Türk medyası Münih’te

Almanya’da “yüz yılın davası” olarak nitelenen ve sekiz Türk, bir Yunan ve bir Alman polisi seri cinayet edasıyla katleden Neo-Nazi grubundan bir kişiyle, örgüte yardım ve yataklık yaptıkları iddia edilen 4 sanığın yargılandığı davayla ilgili olarak bugünlerde sadece Alman adaleti değil, Alman ve Türk medyası da zorlu bir sınav verecek.

İkisi intihar eden 3 kişilik Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü’nün (NSU), 2000-2007 arasında işlediği cinayetleri Türk medyası da Alman makamları ve medyası gibi ‘dönerci cinayetleri’ olarak lanse etmişti. Türk medyası, ne zaman Alman medyasında bu olaylarla ilgili sansasyonel bir haber çıktıysa, o haberi bire bir kullanmakla yetindi.

Oysa eşlerini, babalarını, ağabeylerini, kardeşlerini kaybeden maktul yakınları, kayıpları yetmiyormuş gibi, yıllarca zan altında kalmışlardı.

Her biri Almanya’da küçük esnaf olan maktüllerin cinayete kurban gitmesi, olsa olsa Türkiye asıllı göçmenler arasında mafya, uyuşturucu veya fuhuş bağlantılı hesaplaşmaların sonucu olabilirdi.
Yetkililer ve medya maktül yakınlarını mağdur etti

Nitekim Alman polisi 10 yıl boyunca bu yönde iz sürmekte direndi ve maktul ailelerini bir kez daha mağdur etti.

Alman medyası da ayni ‘izleri’ sürmekten geri kalmadi. Ama bunlardan daha kötüsü – en azından acılı aileler için – Türk medyasının da aynı şekilde davranması oldu.

Cinayetler Türkiye’de zaten pek bilinmiyordu.

Arada bir çıkan haberlerdeyse, “döner cinayetlerine kurban giden 8 Türk”ten bahsediliyordu.

Böyle haberlerin devamında, hepsi küçük esnaf olan maktullerin, büyük bir ihtimalle mafya, fuhuş, haraç ya da uyuşturucu ticaretiyle ilgili bir hesaplasmaya kurban gittikleri” belirtiliyordu.

Acılı aileler için bir de, durumun böyle olmadığını Türkiye’deki eşe dosta anlatma sorunu vardı.
İlk haftadan sonra kimler izleyecek?

Türkiye medyası şimdiye dek pek de iyi bir sınav veremedi. Bundan sonra nasıl olacak, o da belli değil.

Duruşma salonundaki basın tribününde Türkiye’den, isimleri kurayla belirlenen beş medya kuruluşu temsilcisi var.

Dışarıdaysa, duruşma salonunda yer alamayan ama haber peşinde koşan, Türkiye’den bir dizi televizyon kanalı hazır bekliyor.

Alman medyası da konuyu çok daha fazla ciddiye alıyor ve artık resmi mercilerin lafına güvenmeyip konuyu kendi olanaklarıyla araştırmaya başlamış durumda.

Bu nedenle, Alman medyasının haberlerini kullanacak Türk medyası için de durum bu defa daha sağlam…

Ancak dava en az iki buçuk yıl sürecek. Yaz ortasındaki bir mola hariç, duruşmalar iki buçuk yıl boyunca, her ayın üç haftasınde, üçer gün boyunca yapılacak.

Buradaki Türk medya mensupları şimdiden, ilk haftadan sonra duruşmaları takip edemeyeceklerini, ancak sansasyonel bir şey olursa duruşma salonuna döneceklerini dile getiriyor.

Davayı izleyen Alman medyasının önemli bir bölümü de aynı şekilde, duruşmaları 3-5 haftadan sonra izlememeye başlayacak. Ne zaman bir skandal patlarsa o zaman duruşma salonuna dönecekler.

Diğer yandan, hem Almanya’da çok güçlü olan kamu radyo ve televizyon kurumları, hem de yaygın ve saygın olarak nitelenen yüksek tirajli gazeteler davayı günü gününe takip etmeyi sürdürecekler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s