Haberin Doğru Adresi

Avrupa'da Yaşayan Türklerin Haber Sitesi

GEZİ PARKI’NA DAİR BASIN AÇIKLAMASI – UETD

Posted by almanyahaber Haziran 16, 2013

uetd logoTaksim Gezi Parkında ne oldu? Ne oluyor?
27 Mayıs tarihinde küçük bir grubun Taksim Gezi Parkı’ndaki protestosuyla başlayan gösteriler daha sonra farklı illere yayılmış ve hem içeride hem de dışarıda Türkiye’nin itibarına yönelen saldırılara malzeme olmuştur. Yaşanan hadisenin farklı boyutlarını ele alan bazı noktaları dikkatlere sunmak istiyoruz; Yaya kaldırımlarının genişletilmesini ve Topçu Kışlası olarak anılan bir binanın yeniden inşasını öngören Taksim Gezi Parkı projesi, AK Parti tarafından 2011 seçim kampanyası sırasında kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Proje, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde tartışmaya ve oylamaya sunulmuş ve muhalefet partisi CHP’li üyelerin de desteği ve oybirliğiyle kabul edilmiştir.
Protestoların başlamasından yalnızca birkaç gün sonra, 1 Haziran’da, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Taksim Gezi Parkı Platformu ve Mimarlar Odası temsilcilerine projeyi tartışmak ve görüşmek amacıyla buluşma çağrısında bulunmuştur. Ancak, bazı protestoculardan gelen baskı üzerine temsilciler Topbaş’la görüşmeyi kabul etmemiş ve dolayısıyla, toplantı gerçekleştirilememiştir.
Taksim Gezi Parkı Projesi kapsamında ve bir meseleye özgü olarak başlayan protestolar, kısa zamanda herhangi bir amacı veya talebi olmayan, hükümet aleyhtarı, şiddet ve vandalizm görüntülerine sahne olan ideolojik bir harekete dönüşmüştür.
Edinilen izlenim göstericilerin ana hatlarıyla iki ayrı gruba ayrıldığını göstermektedir. Birinci grup, Taksim projesine itirazlarını dile getiren ve barışçıl yöntemlerle ilerleyen sivil vatandaşlarımızdan mürekkeptir. Bu vatandaşlarımızın talepleri, sivil demokratik bir zeminde ifade edilen tüm talepler gibi, olması gerektiği şekilde, demokratik bir şekilde görüş farkı olarak algılanmıştır. Öte yandan, gösteriler sırasında öne çıkan ve sürekli olarak gösterileri provoke eden, gerek Taksim Meydanı’nda gerekse Türkiye’nin diğer illerinde sürekli olarak kamu düzenini bozan, hem diğer vatandaşlar için hem de sivil göstericiler için ciddi bir güvenlik riski yaratan gruplar da gösterilerde yer almıştır. İkinci gruplar, yaşanan hadiseleri sürekli manipüle ederek, eylemleri AK Parti hükümetine ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsına karşı ideolojik ve şiddet içeren bir harekete dönüştürmüştür.
Birinci grup, değişik toplumsal kesimlerden gelen, farklı siyasi pozisyonlara sahip ama Taksim Gezi Parkı düzenlemesi konusunda benzer talepleri savunan isimlerden oluşmaktadır. İkinci grup ise çoğunlukla aşırı-laikçi, şiddet yöntemlerini benimseyen illegal Marksist-Leninist örgütler, şiddet eğilimli ve nefret suçlarına bulaşmış yeniulusalcı yabancı düşmanı gibi kesimleri içermektedir. İkinci grup içinde TKP (Türkiye Komünist Partisi), 1 Şubat 2013’de ABD büyükelçiliğine karşı saldırıyı gerçekleştiren yasadışı DHKPC örgütü ve yeni-ulusalcı Türk Gençlik Birliği (TGB) gibi iyi tanınan radikal grupların da yer aldığı bilinmektedir.
Başbakan Erdoğan, 2 Haziran’da yaptığı iki ayrı konuşmada, ilk grup protestocuları ikinci gruptan ayırmış ve bu grubun protesto etme hakkını teslim etmiştir. Başbakanın ardından aralarında Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı’nın da bulunduğu hükümet yetkilileri de, vatandaşların barışçıl bir biçimde gösteri yapma hakkının olduğunu belirtmişlerdir.
Polisin müdahale etmesine sebebiyet verenler, çoğunlukla ikinci gruba mensup olan eylemcilerdir. Bu kişiler, sürekli olarak ortamı provoke etmiş ve polisin geri çekilme talimatı almasından sonra bile, kamu binalarına, polis arabalarına, medya araçlarına, özel dükkânlara ve diğer pek çok mekâna saldırmışlardır.
Biber gazının aşırı kullanımı ile ilgili Başbakan Erdoğan, durumdan rahatsızlığını yüksek sesle ifade ederek, soruşturma açılması için gerekli talimatları vermiştir. İçişleri Bakanlığı konuyla ilgili soruşturma başlatmıştır.
Protestoların başlamasından yalnızca birkaç gün sonra, 1 Haziran Cumartesi günü saat 16.00’da polise Taksim meydanından geri çekilme talimatı verilmiş ve ardından Gezi Parkı protestocular ile vatandaşlara açılmıştır.
Polisin geri çekilerek parkın halka açılması, Taksim bölgesindeki gerilimi düşürmüştür. Ancak bu kez de bazı militan gruplar Beşiktaş’taki Başbakanlık ofisine ellerinde sopalar ve taşlarla yürüyüşe geçmiştir. Değişik Marksist-Leninist örgütlerin bayrak ve flamalarını taşıyan bu grup, yürüyüş esnasında yol üzerindeki kamu malları ile özel mülklere zarar vermişlerdir. Bunun üzerine, polis müdahale etmiş, bu grupların Başbakanlık ofisine ve diğer binalara saldırmasına izin vermemiştir.
Ankara’da ise protestoculara Kızılay/Güven Park’ta eylem yapma izni verilmiş, ancak tıpkı İstanbul’da olduğu gibi bazı gruplar bu kez de Kızılay’daki Başbakanlık merkez binasına saldırmaya kalkışmıştır. Polis duruma müdahale etmiş ve bakanlık binalarına yönelik bu saldırıları durdurmuştur. Bu grupların polise ve kamu binalarına hiçbir provokasyon olmadan saldırdığı görülmüştür.
Tüm şiddet ve provokasyon olaylarının yanında, İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer kentlerde barışçı gösteriler de gerçekleşmiştir. 2 Haziran Pazar günkü bu gösterilerde çok az çatışma yaşanmıştır.
13 Haziran tarihi itibariyle gösterilerde iki sivil vatandaşın ve bir güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiği bildirilmiştir. İlk incelemelere dayanan beyanlara göre bu ölümlerin hiçbirinin ateşli silahla gerçekleşmediği açıklanmıştır.
Olay maddi boyutuyla ele alındığında, göstericilerin yol açtığı toplam zararın 70 milyon Türk lirasını aştığı bilinmektedir. 259 sivil araç, 109 polis arabası, 4 özel otobüs, 18 belediye otobüsü, 281 iş yeri, 1 konut binası, 1 polis merkezi, tamamı AK Parti’ye ait 12 siyasi parti binası, 6 resmi bina, yüzlerce otobüs durağı, trafik ışık ve levhaları, mobese kameraları, ATM’ler ve kaldırımlar zarar görmüştür.
Süreç boyunca özellikle sosyal medyada kitleleri sorumsuzca provoke etmeyi amaçlayan çok sayıda yalan bilgi ve fotoğraf paylaşılmıştır. Uluslararası medya da maalesef hiçbir doğrulatmaya gerek duymaksızın, bu yanlış bilgileri alarak, haberleştirmiştir. Örneğin, çok sayıda kişinin öldüğü, polisin portakal gazı kullandığı, 400 polisin istifa ettiği, helikopterlerden gaz atıldığı, bazı protestocuların işkence gördüğü gibi gerçek dışı haberler yapılmıştır. 1 Haziran günü 2 göstericinin öldüğünü
açıklayan Uluslararası Af örgütü ise 2 Haziran Pazar günü bir düzeltme yayınlamış ve bu haberi doğrulatmadan yaydığı için özür dilemiştir. Söz konusu yalan haber ise daha sonra BBC tarafından alınmış ve 2 Haziran günü yayınlanmıştır. Yapılan yanlış ve abartılı haberlere rağmen, Uluslararası Af Örgütü’nün özrü dışında henüz herhangi bir özür dileme söz konusu olmamıştır.
Bu süreçte tüm ulusal kanallar olayları canlı olarak, röportajlar, yorumlar ve görsel ögeler kullanarak saatlerce yayınlamıştır. Ana akım medyanın olaylara ilişkin yayın yapmamakla en fazla suçlandığı 29 Mayıs 2013- 2 Haziran 2013 tarihleri arasında, ulusal tv kanalları günlük ortalama 19 saat yayın yapılmıştır. Haber akışında olağanüstü bir süreklilik sağlayan yabancı basının faaliyetlerine herhangi bir sınırlama getirilmemiştir.
Arap baharı olayları ile sözde Türk baharı arasında benzerlik kurulması tamamen yersizdir. Türkiye parlamenter bir demokrasidir. AK Parti’yi oyların %50’sini alarak iktidara taşıyan son seçimler 2011 yılında yapılmıştır ve bu seçimler neticesinde AK Parti iktidara gelmiştir. Türkiye’de seçimlere katılım oranı genellikle yüzde 80 gibi yüksek rakamlarda gerçekleşmektedir.
Başbakan Erdoğan’a ve hükümete yöneltilen diktatörlük ve otoriterlik suçlamaları hiçbir somut kanıt olmaksızın, ideolojik gerekçelerle yapılmaktadır. Şeffaflığı uluslararası düzeyde kabul gören seçimlerle üst üste son üç genel seçimi kazanmış ve oyların yüzde 50’sini alarak iktidara gelmiş, halkın taleplerine cevap veren, sürekli olarak farklı imkan ve araçlarla farklı kesimlerle istişare etmeye özen gösteren bir hükümeti “otoriter” olarak eleştirmek haksızlıktır ve bir çarpıtma girişimidir.
Türkiye’de hiçbir koşulda AK Parti’yi kabul etmeyecek grupların varolduğu bilinmektedir. Bu durum, demokrasinin doğasında var olsa bile, bunlardan bazılarının taleplerini şiddet yöntemlerine başvurarak göstermesine dünyanın hiçbir ülkesinde müsaade edilmeyeceği de bilinmektedir. Üstelik bu gruplardan birçoğu talep ve itirazlarını somut bir biçimde iletmek yerine provoke eden, kamu düzenini ihlal eden bir tarzda davranmayı tercih etmiştir.
İstanbul’daki barışçıl gösterileri manipüle etmeye çalışan radikal gruplar, Türkiye’nin demokrasi güçleri arasında değillerdir. Bu gruplar, geçmişte Türkiye’de askeri darbeleri ve müdahaleleri desteklemiş, Kürt sorununun çözülmesine karşı çıkmış, farklı inanç gruplarına mensup vatandaşlarımızın taleplerine şiddetli bir şekilde itiraz etmiş, çoğu zaman onları terörize etme yolunu seçmiş ve milliyetçiliğin en saldırgan halini savunagelmiş, ifade ve inanç özgürlüğünün bastırılmasını desteklemiş, yabancı düşmanı eylemlere karışmışlardır.
4 Haziran 2013 günü Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bir basın toplantısı düzenleyerek protestoculara seslenmiştir. Konuşmasında, meşru talepleri olan barışçıl eylemcileri radikal gruplardan ayıran Arınç, kasıtlı provokasyonlara karşı vatandaşları uyarmıştır. Arınç, sivil demokratik bir zeminden ayrılmayan, taleplerini bu zeminde dile getirdiği halde gösteriler sırasında aşırı güç kullanımına maruz kalan vatandaşlardan özür dilemiştir. Arınç buna karşı, ne yağmacılık ne de terör eylemlerinin hiçbir şekilde tolere edilmeyeceğini yinelemiştir.
Arınç, 5 Haziran günü Taksim Dayanışma Platformu’ndan temsilcilerle Gezi Parkı projesini görüşmek üzere bir araya gelmiştir. Bu görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Arınç, bir öneri olarak Gezi Parkı için bir referandum yapılabileceğinden bahsetmiştir. Ancak Mimarlar Odası bu demokratik çözüm önerisini herhangi bir gerekçe göstermeksizin reddetmiştir.
3 ve 4 Haziran tarihlerinde, Cumhurbaşkanı Gül, protestocuların mesajlarının alındığını ve bu mesajların hükümet yetkililerince dikkate alınacağını söylemiştir.
İçişleri Bakanlığı polisin aşırı güç kullanımına ilişkin iddialara dair soruşturmaların ivedilikle yapılacağını belirtmiştir.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, Gezi Parkı alanına bir AVM, otel veya rezidans yapmayı planlamadıklarını yinelemiştir. Bunun yerine, Topçu Kışlası’nın belki bir şehir müzesi olabileceğini ifade eden Topbaş, ayrıca, Taksim Projesi’nin, belediye meclisi tarafından oybirliğiyle onaylandığını bir kez daha hatırlatmıştır.
Hem iç hem de dış kamuoyunca yürütülen dezenformasyon çabaları çerçevesinde bir meşruiyet sorunu yaratılmak istendiğini düşünen vatandaşlar Kuzey Afrika Gezisi sonrasında Başbakan Erdoğan’ı havalimanında büyük bir kalabalıkla karşılamıştır.
Daha sonra yapılan mitinglerde Başbakan Erdoğan, göstericilerden oluşan bir grup ile Gezi Parkı projesi hakkında görüşmekten memnuniyet duyacağını söylemiştir. Göstericilerin İstanbul Valisi ve/veya Kültür ve Turizm Bakanı görüşmesinin de mümkün olduğunu da sözlerine ekleyen Başbakan Erdoğan, 12 Haziran günü şiddet eylemlerine karışmamış bir grup göstericiyle bir araya geleceğini bildirmiştir.
Başbakan Erdoğan, Gezi Parkı olaylarına ilişkin bilgi almak amacıyla 12 Haziran 2013 günü sanatçı ve akademisyenlerin de aralarında bulunduğu 11 kişilik bir temsilciler heyetini kabul etmiştir. Görüşmeye, Başbakan Erdoğan’a İçişleri Bakanı Muammer Güler, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de katılmıştır. 4,5 saatlik bu görüşmenin ardından, Başbakan’ın İstanbul’da Taksim Gezi Parkı için bir referandum yapılabileceğini belirttiği açıklanmıştır. Çeşitli eleştirilere rağmen görüşmeden çıkan öneri pek çok
protestocu tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.

Avrupalı Türklerin Demokrasi Manifestosu
Değerli basın mensupları, Saygıdeğer kamuoyu
Yukarıda, Gezi Parkı ile ilgili olarak yaşanan hadiseleri sizlere kronolojik olarak özetlemeye çalıştık. Burada ifade edilen gerçeklerden hareketle aşağıdaki görüşlerimizi paylaşmayı bir vazife addediyoruz.

Türkiye bir demokrasidir. Demokrasilerde toplanma ve gösteri yapma hakkı vardır. Fakat bu hukuk kaideleri içerisinde olmalıdır. Toplumsal barış ve huzuru bozan, hukuk düzenine aykırı gösteriler bu hakkın suistimali demektir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinden beklentimiz; gelinen aşamada önemli kazanımlarını elde ettiğimiz demokrasimizin standartlarının yükseltilmesi ve buna paralel olarak son 10 yılda tesis edilmiş olan istikrarın muhafaza edilmesidir. Demokrasiye ve istikrara kasteden, toplumsal huzuru bozan ve taleplerini şiddete başvurarak dile getiren marjinal gruplara yönelik hiç bir surette müsamaha gösterilmemelidir. Devlet olmanın gereği olarak kamu düzeninin tesis edilmesini son derece önemli buluyoruz. Bu anlamda büyüyen Türkiye’nin demokrasi ve istikrarının korunması, daha da ötede demokrasinin ileri demokrasi standartlarına erişmesi, refahın artarak devam etmesinin temel mantığı istikrarın korunmasıdır.

Türkiye istikrarını korumalı, demokrasisini güçlendirmeye devam etmelidir. Demokrasinin temeli hükümetlerin halkın tercihiyle gelip gitmesidir. Sokakta yapılacak taşkınlıklar ve kanuna karşı hareketlerle iktidarları değiştirme yöntemi elbette antidemokratiktir. Milletin iradesi sandıkta tecelli eder. Ana muhalefet partisinin sokaktan medet ummasını Avrupalı vatandaşlar olarak bizler anlamakta güçlük çekiyoruz. Ana Muhalefet partisinin sokaktan medet umması bize Türkiye’de yaşanmış darbeler öncesini hatırlatmıştır. Ancak bu millet artık demokrasinin kesintiye uğramasına müsaade etmeyecektir.

Düşüncelerin ifade ediliş biçimi demokrasinin işleyişinde mümkündür, oysa görüyoruz ki gezi parkı süreci demokrasinin kesintiye uğramasına davetiye çıkarmıştır. Biliyoruz ki göstericilerin bir kısmı demokrasinin ve özgürlük alanının genişlemesinin yanındadır. Ancak bu talepleri rehin alarak vandalizme alet edenler karşısında toplumun büyük bir tepkisi vardır. Bu yüzden gösteriler bir an önce sona erdirilmeli ve diyalog zemini inşa edilmelidir.

Biz Avrupalı vatandaşlar olarak Türkiye’de istikrarın ve demokrasinin yanındayız. AK Parti iktidarının Türkiye’yi 10 yılda nerden nereye getirdiğini Türk halkı da, dünya da bilmektedir. Türkiye küresel barışın ve küresel istikrarın adıdır. Uluslararası camianın ikiyüzlülüğüne dikkat çekiyoruz. Yunanistan’da İspanya‘da İngiltere’de İtalya’da olup bitenler karşısında susanların, Türkiye ile ilgili ortaya koydukları tavır samimi değildir.

Medyanın bu süreçte göstermiş olduğu tavır dikkat çekicidir. Kamuoyunu belli bir yönde manipüle etme kastıyla hareket ettiğine inanıyoruz. Türkiye’de var olan gerçekleri farklı şekilde uluslararası camia ile paylaşarak Türkiye aleyhinde kamuoyu yaratılmasını kabul etmemiz mümkün değildir.

Son on yılda Türklere karşı 300 bine yakın aşırı sağcılık merkezli suçlar işlenirken sukut edenler, Stuttgart’da gözü kör olan öğretmeni görmek için gözlük bulamayanlar, G8 zirvesinde Londra sokaklarında süründürülenleri görmeyenlerin Türkiye ile ilgili yanlı tutumlarını anlıyoruz. Türk halkı demokrasi kültürü olan bir halktır. Kendi iradesine sahip çıkacaktır. Sokağa değil sandığa itibar edecektir. Mübalağalı bir hükümet karşıtlığı ve şiddet asla halkın onayını alamayacaktır.

Avrupa’da yaşayan Türkiyeli vatandaşlar olarak, Türkiye’de hükümeti bir kesimin şiddete başvurarak baskı altına alma çabasının, yine iktidarın 11 yıl içinde genişlettiği ve dünya standartlarına ulaştırdığı demokratik standartlar içinde alacağı önlemler ve yeni anayasanın yapımı sürecine bütün partilerin aktif katılımı aracılığıyla karşılanacağını biliyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s