Haberin Doğru Adresi

Avrupa'da Yaşayan Türklerin Haber Sitesi

TAKSİM’İ DİNLİYORUM GÖZLERİM KAPALI

Posted by almanyahaber Haziran 18, 2013

Sedat Acikbas foto netSEDAT AÇIKBAŞ
Çocukluğumun bir bölümünün geçtiği Taksim’i hayal ediyorum. Beykoz’dan babaannemin oturduğu Cihangir’e ve Tarlabaşı’nda bulunan abimin dükkanına haftada en az bir iki kere uğrardım. Bir de o zamanlar ismi Dolmabahçe olan stadyuma maç varsa mutlaka uğrar; ‘Beleştepe’ denilen yerden sahanın görülebilen 4’te 1’lik kısmından maçları izlerdim. İkinci yarının son yarım saatinde kapılar açılınca tüm ‘Beleştepe’ seyircileri stada dolardık.

Bazen maçlara kaçak girer soyunma odalarına yönelirdim. O zamanlar güvenlik çok sıkı değildi ve rakip seyirciler maçları birarada izlerlerdi; çünkü kimse kavga etmez, birbirine küfretmezdi. En fazla “hakemin gözüne gözlük!” tezahüratları yapılırdı ki, bu da oldukça masum bir tepkiydi.

Taksim’in en çok o yeşilliğini severdim diyemem, çünkü zaten fazla yeşillik yoktu. Daha çok kendi halinde büyüyen yaban otları bulunurdu. Türk ve Kürt gençleri karışık çift kale maç yaparlardı aralarında. Kale direkleri de iri taşlardan veya elbise yığınlarından oluşurdu. Arasıra Kürtçe tartışmalar duyardık. Kimse yadırgamazdı. Kimse kimseyi dışlamazdı. Gençler birbirlerini hiçbir zaman dışlamazdı. Ancak, amir-memur takımı, zenginler, sosyete, Kürtleri sevmezler ve Kürtçe konuşmalarından hoşlanmazlardı. Onların adı, bahsettiğim kesime göre “kıro” idi.. Tıpkı bugün Almanya’da olduğu gibi.. Türkçe konuşulmasından hoşlanmayan, insanların ana dillerinde konuşmalarından rahatsızlık duyan Almanlar gibi.. Tıpkı Almanların bize ‘kanaker’ dedikleri gibi..

Eskiden stadın üst tarafında, şimdiki gezi parkının Hilton’a giden yönünde Taksim – Sarıyer ve Taksim – Yeniköy minübüsleri bulunurdu. İşte o minübüslerin bulunduğu yerden Tarlabaşı’na veya Cihangir’e yürümek, en büyük zevklerimden birisiydi. Taksim’den Dolmabahçe’ye yürümek de büyük zevkti. Taksim’den Gümüşsuyu istikametine doğru yokuş aşağı İTÜ önünden geçerek stada varırdım. Bazen İTÜ’lü öğrenciler basketbol maçı yaparlardı üniversitenin yol kenarındaki sahasında. O zamanlar Türkiye’nin en uzun boylu basketçisi merhum Hüseyin Alp’i ilk kez orada görmüştüm. Burada biraz takıldıktan sonra Dolmabahçe’deki maç başlayana kadar, Kabataş sırlarındaki çimenlikte biraz oturur, sonra maçı ‘en iyi’ yerden izlemek için yer kapmaya çalışırdım. Annemin verdiği yol parasının bir kısmını genellikle köftecilere harcar, yakınsa gideceğim yere yürüyerek giderdim.

Abimin verdiği harçlıkları biriktirir, sinemaya giderdim. O zamanlar en meşhur sinemalar Dünya, Fitaş (sadece alt yazısı Türkçe, orjinal İngilizce film oynatırlardı), Saray, Emek, Lale sinemalarıydı. Sonraki yıllarda tatilde abimin trikotaj atölyesinde, vapurlarda çalışarak hatta Beykoz çayırında su satarak kendi harçlığımı çıkarmaya başlamıştım. Yeşilçam’daki ‘artistler kahvesi’ ünlüleri görmek için uğradığım yerlerden birisiydi. Orhan Gencebay genellikle tam kahvenin karşısındaki berberde traş olurdu. Cüneyt Arkın, Kartal Tibet, Murat Soydan, Tanju Korel, Ekrem Bora, Bilal İnci, Hayati Hamzaoğlu, Münir Özkul, Sami Hazinses gibi şimdi isimleri aklıma gelmeyen daha birçok ünlü Yeşilçam’da bulunan stüdyolara gelip, giderlerdi. Çocuklar olarak bunları hayranlıkla izler, mahalleye dönünce de ballandıra ballandıra anlatırdık.

Tarlabaşı’nda Taksim’e 300 metre mesafede bir muhallebici vardı. Muhallebici dediğime bakmayın; tavuklu çorba, domates soslu pilav, menemen gibi yemekler de bulunurdu. Yarım ekmek, çorba ve pilav 2.5 liraydı. Boğazı delik ve hırıltılı konuşan bir garson amca vardı. İşini çok düzgün yapan birisiydi. Bana bir çocuk gibi değil, büyük bir insanmışım gibi davranırdı. Su satarak para kazanmaya başlayınca, abimin her seferinde yaptığı gibi 25 kuruş veya 50 kuruş bahşiş bile vermeye başlamıştım. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra yolum Tarlabaşı’na düştü. Tabiki, muhallebicinin yerinde yeller esiyordu ve daracık cadde oldukça genişletilmişti. 1970’lerde Demirel iktidara geldi ve enflasyon tavan yaptı. Aradan birkaç yıl geçince 2.5 liralık hesap 2 bin 500 lira olmuştu. Daha sonraları iktidara gelen hiçbir parti enflasyonun yükselmesine engel olamadı. Taa ki, AKP hükümetleri iktidara gelinceye kadar. Şimdi enflasyon aynı Avrupa’daki ülkeler gibi tek haneli rakamlarda seyrediyor.

Çocukluk yıllarımın Taksim’i, bugün maalesef yok. Üstelik geçmişte birçok kez kana bulandı. Sanırım 1968 idi ve sağcılarla solcular kontrgerilla tarafından ilk kez Taksim’de karşı karşıya getirdilerdi. Hatırladığım kadarıyla 2 ölü vardı.. Daha sonra 1977’nin o meşhur 1 Mayıs katliamı; 37 ölü.. Ve son Taksim olayları.. Sanırım 4 kişi hayatını kaybetti.

Bu insanlar niye öldü acaba?!.. Taksim’de altın madeni var da onu mu paylaşamamışlardı?

Ben eski Taksim’i özlüyorum. Türklerle Kürtlerin karışık maç yaptığı, Kürtçe-Türkçe karışık tartıştığı ama kan dökülmeyen bir Taksim’i çok özlüyorum. Aslında yazıya başlarken Taksim olaylarını yazacaktım ama bakın işte nostalji yaparak nerelere gittim; bağışlayın.

NOT: Yanlış anlaşılmasın, son Taksim olayları Türk-Kürt çatışması değildir. Yazıdan ve son cümleden o anlam çıkarılmasın.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s