Haberin Doğru Adresi

Avrupa'da Yaşayan Türklerin Haber Sitesi

ÖZEL SAYFA – 1

 
MEHMET ALİ DEMİRBAŞ AĞABEY İLE RÖPORTAJ

Sevgili okuyucularımız; bir müddetten beri sitemize dini içerikli sorular gönderen ziyaretçilerimizin sayısı arttı. Dini soruları bilsek dahi cevaplaması bizi aşar. Dini soruları cevaplamak bizim haddimiz değil..

“HABERİN DOĞRU ADRESİ – Avrupa’da yaşayan Türklerin haber sitesi” olan sloganımızdan da anlaşılacağı üzere bizim işimiz ‘doğru – dürüst’ habercilik. Hedefimiz ve niyetimiz Avrupa’da neredeyse başlı başına bir devlet olan Türklere habercilik yoluyla hizmet etmek. Bu işin ‘uzmanı’ olduğumuzu iddia etmiyoruz ama bildiğimiz doğrular çerçevesinde işimizi yapmaya çalışıyoruz.

Her işin bir ehli – uzmanı vardır. Din konusunda konuşmak, yazmak büyük sorumluluk gerektirir. Onun için ‘Bir bilene’ sormak gerekir.. Şimdiye kadar sitemize gönderilen soruları; sitemizin sağ tarafındaki TAVSİYE LİNKLER bölümündeki MEHMET ALİ DEMİRBAŞ, DİNİMİZ İSLAM, OSMAN ÜNLÜ gibi doğruluğundan yüzde yüz emin olduğumuz sitelere yönlendirdik.

Ancak, belki okuyucularımız – ziyaretçilerimiz istediklerini bulmakta güçlük çekiyordur diye tahmin ederek, değerli Türkiye Gazetesi Yazarı Mehmet Ali Demirbaş ağabeyimizle bir röportaj yapmayı düşündük.

Çok değerli ağabeyimiz onca yoğun mesaisi arasında bizi kırmayarak sorularımızı çok tatmin edici bir şekilde cevapladı. Kendilerine buradan tekrar teşekkür ediyoruz.

İşte değerli büyüğümüz Mehmet Ali Demirbaş ağabey ile yaptığımız röportaj:

SORU NASIL SORULMALIDIR?

CEVAP:

Suali uygun sorabilmek, o kişinin ilmini gösterir. Peygamber efendimiz, (Güzel sual, ilmin yarısıdır) buyuruyor. Sual sorarken, lüzumsuz detaylardan ise kaçınmalı; fakat cevap için lüzumlu bütün hususları bildirmeli, ikinci bir suale sebep olmamalıdır.

Her hatıra geleni sormak uygun değildir. Dini bir sual sorarken, bunun cevabının bize lazım olup olmadığını düşünmeli. Merak ediyorum demek, geçerli bir mazeret olmaz. Herkes binlerce şeyi merak edebilir. Böyle ağır bir yükün altından kalkabilmek, her şeye cevap verebilmek çok zor olur. Sual sorarken dikkat edilecek diğer hususları sitemizde, www.dinimizislam.com  adresinde bildirmiştik.  

İNSANLARA İLK LAZIM OLAN ŞEY NEDİR?

CEVAP:

İlk lazım olan şey doğru iman etmektir. Bu da Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bildirdikleri gibi bir iman edinmektir. Diğer bütün ilim ve ibadetler, bundan sonra gelir.

İNSANLARA İLK LAZIM OLAN ŞEYİN DOĞRULUĞUNU HANGİ KAYNAKLARDAN ÖĞRENECEĞİZ?

CEVAP:

İlk lazım olan şey, doğru imandır. Bu da doğru olarak ancak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından öğrenilebilir. Meal veya hadis okumakla veya âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden kendi anladığını yazanların kitaplarını okumakla, doğrusunu öğrenmek mümkün değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Bir hükmün doğru veya yanlış olduğu Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır; çünkü her sapık kimse, Kur’an ve sünnete uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddia eder) buyuruyor.

DOĞRU OLAN ŞEYE KENDİMİZİN DOĞRU İNANDIĞIMIZI NASIL ANLAYACAĞIZ? BUNUN ALAMETLERİ NELERDİR? NEFİS VE ŞEYTAN BİZİ, DOĞRU İNANIYORSUN DİYE ALDATABİLİR Mİ?

CEVAP:

Evet, aldatabilir. Bunun da çaresini, yine âlimler şöyle bildiriyor:

Allahü teâlâ, İslamiyet’i doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi. Allah sözünden dönmez. Bunun için, Ya Rabbi, sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini doğru olarak öğrenmek istiyorum. Bunu bana nasip et ve beni, yanlış yollara gitmekten koru diye dua etmeli, istihare yapmalı! Cenab-ı Hak ona doğru yolu gösterir.

HERKES KENDİSİ İÇİN SAĞLIK – MUTLULUK – ZENGİNLİK İSTİYOR, BAZILARI BUNU BAŞKALARI İÇİN DE İSTİYOR. MUTLULUĞUN ANAHTARI NEDİR?

CEVAP:

Din büyüklerimiz, Ehl-i sünnet âlimlerini sevmenin, saadetin sermayesi olduğunu bildiriyor; çünkü Peygamber efendimiz herkesin ahirette, dünyadayken sevdikleriyle beraber olacağını bildiriyor.

Mutluluğun anahtarı zengin olmak değil, kanaat sahibi olmaktır.

HAYATTA BİZE EN ÇOK ZARAR VERECEK OLAN KİMDİR?

CEVAP:

Kötü arkadaştır.

Bize zarar veren şeyler üçe ayrılır:

Birincisi, İblis ve avenesidir. İnsanlara vesvese verir.

İkincisi nefstir. İnsanın içinde olduğunu için, bu daha tehlikelidir.

Üçüncüsü ise kötü arkadaştır. En tehlikelisi budur. Ondan sonra nefis gelir, ondan sonra da İblis gelir.

İblis’in aldatması çok zayıftır. En kuvvetlisi ve en kötüsü kötü arkadaştır. İnsanı, dünyada ve ahirette rezil eder; yazılı, sesli ve görüntülü olan her türlü kötü yayın da kötü arkadaşa dâhildir.  

ANNE – BABALARIMIZA VE AİLE EFRADINA KARŞI NASIL DAVRANMALIYIZ?

CEVAP:

Sitemizde ana baba hakkı ve evlat hakkı bahsinde yeterli bilgi vardır.

(http://www.mehmetalidemirbas.com/detay.asp?id=194 )

(Konu başlıkları ve linkleri: üzerine tıklamanız yeterli)

Ana babanın 80 hakkı

Ana babaya hizmet

Burnu yere sürtülsün

Kadın-erkek ve anne

Kayınpedere baba demek

Ana babaya nafaka

Ana baba hakkıyla ilgili sorular

İNSANLARLA İLİŞKİLERİMİZDE NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?  

CEVAP:

Doğru olmalıyız. Güven vermeliyiz.

BATI DÜNYASINDA MEŞRU EVLİLİKLER AZALDI, BOŞANMALAR ARTTI, NEREDEYSE KİMSE NİKAHLI YAŞAMAK İSTEMİYOR. SEBEBİ GAYET BASİT: GEÇİMSİZLİK. BU DURUM AVRUPA’DAKİ VATANDAŞLARIMIZ ARASINDA DA ARTMA EĞİLİMİ GÖSTERİYOR. KARI – KOCANIN BİRBİRLERİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI NELERDİR? NASIL İYİ GEÇİNİLİR?

CEVAP:

Bu da sitemizde vardır.

KOCA HAKKI (OKUMAK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ)

HANIM HAKKI

EVLAT HAKKI

ANNE BABAMIZA, AİLE EFRADINA, ÇOCUKLARIMIZA VE DİĞER İNSANLARA KARŞI NASIL DAVRANMALIYIZ?

CEVAP:

Edep, haddini bilmek, sınırı aşmamak demektir. Ailede, iş yerinde, toplumda herkesin bir sınırı vardır. Bütün sıkıntı ve geçimsizlikler, hep haddi aşmaktan kaynaklanır. Herkes haddini bilip, sınırı aşmazsa, mesela, evin hanımı da, erkek de, kendi sınırını bilip ona göre hareket ederse, o ev Cennet gibi olur. Cennet gibi olan evden ahirete gidenler de, elbette Cennete gider. Her hususta dinimiz ne emrediyor, onu öğrenip, ona göre hareket eden, haddini bilmiş, sınırı aşmamış olur. O zaman ne kavga, ne geçimsizlik, ne de savaş olur. Dünya, güllük gülistanlık olur. Herkesin sınırını ise, dinimiz bildirmektedir.

EVLATLARIMIZA BIRAKACAĞIMIZ EN KIYMETLİ MİRAS NEDİR?

CEVAP:

Peygamber efendimiz, (Her çocuk, Müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları sonra anaları babaları, Yahudi, Hıristiyan veya dinsiz yapar) buyuruyor. Yine bir hadis-i şerifte, (Çocuğa güzel isim vermek, dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmek, evladın babası üzerindeki haklarındandır) buyuruluyor. Demek ki, ana babanın en önemli görevi, çocuklarına dinlerini doğru olarak öğretmektir. Bunun en kolay yolu da, din büyüklerini sevdirmektir.

Bu büyükler, talebelerine, evlatlarına önce namazdan, oruçtan, haramlardan bahsetmezlerdi. Mesela, İmam-ı Rabbani hazretlerini, kendi hocalarını anlatırlar, bu büyükleri sevdirirlerdi. Ondan sonra bunlar, karada, denizde, havada yani her yerde namazı, dinimizin emir ve yasaklarını düşünürlerdi. Büyüklerin sevgisi, her derde ilaç gibidir. Onların sevgisi ve bereketi ile dinimize uymak çok kolay olur. Demek ki, onlara bırakacağımız en kıymetli miras, din büyüklerinin sevgisidir.

 

ÖZEL RÖPORTAJ / SEDAT AÇIKBAŞ (İZİNE GEREK OLMADAN, ASLINA SADIK KALMAK ŞARTIYLA  KULLANILABİLİR)

 

=========================================

 

TÜRKLERDEN KARDEŞ ÜLKE PAKİSTAN’A KIZ KOLEJİ

 

 

ERCÜMENT AYDIN 

Pakistan 8 Ekim 2005 Cumartesi günü şiddetli bir depremle uyanmıştı. Merkezi Muzafferabat, Bach, Balakot, Rawalakot ve kısmen Başkent İslamabat şehirlerini vuran deprem, 120 binin üzerinde, genç-yaşlı herkesimden insanın yok olmasına sebeb olmuştu. Bu güzel Ülke, geleceği olan gencecik insanlarını bir anda kaybetmiş. Ümitlerini toprağın derinliklerine gömmüştü.

 

Bu kardeş Ülke, Türk kardeşlerinin düştüğü bütün zor durumlarda ilk yardım elini uzatan ülke olmuştu. Birinci Dünya Savaşı’nda yedi düvele karşı vatanlarını koruma adına cansiperane karşı koyan, Türk Kardeşlerine bileziklerini, çocuklarının rızkı olan evindeki zahiresini, ununu, velhasıl para edecek herşeyini satarak onlara yardım elini uzatmıştı. Marmara depreminde de İstanbul Atatürk Hava Limanına inen ilk yardım uçağı, yine bu dost Ülke’nin semalarından çırpınarak gelmişti.

 

Artık sıra Türk kardeşlerindeydi. Çünkü bu kez Pakistanlı kardeşleri zor durumdaydı. Türkiye Başbakanı, ilk geçmiş olsun ziyaretini yapan devlet adamı olarak kadeşlerine yardım elini uzatmış, ülkesi Türkiye Cumhuriyeti en küçük köyüne kadar bu acıyı sinesinde hissetmişti. Onlar da paralarını, bileziklerini, değerli eşyalarını vererek yardım elini uzatmıştı. Dünyanın dört bir yanına dağılan Türk Ulusu’nun Kahraman evlatları, yaşadıkları ülkelerde Anavatanlarındaki kardeşleri gibi yardım toplamışlar, bu yardımlarını Pakistan’daki kardeşlerine ulaştırmışlardı.

 

DİTİB ve İHLAS’IN YARDIM KAMPANYASI

 

Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), kendine bağlı 872 derneği ile bu kampanyaya katılmış, küçücük çocuklar harçlıklarını, minik kızlar küpelerini, kolyelerini bağışlamış, anneler-babalar kermesler tertip ederek bu kampanyaya destek olmuş, toplanmış olan 2,5 milyon euroyu “Türkiye’deki Pakistan Depremi Yardım Hesabına” aktarmıştı.

 

Toplanmış olan bu yardımla yetinmeyen Almanya’da yaşayan Türkler, DİTİB ve İhlas Medya Holding ortak organizasyonu ile birlikte ikinci bir kampanya daha başlatmış, bu kampanyada 1,5 Milyon Euro toplanmıştı. Toplanan bu meblağı mahallinde değerlendirmek üzere, DİTİB Basın,Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ekrem Ceşen ile TGRT –  EU Haber Müdürü Mehmet Koca Pakistan’a gönderilmişti.

 

Pakistan’a ulaşan heyet, ilk olarak Türkiye’nin İslamabad Büyükelçiliğini ziyaret etmiş, uzaklardaki bu Türk toprağında Büyükelçimize vekalet eden Elçilik Müsteşarımız Asip Kaya tarafından çok sıcak bir şekilde karşılanmıştı. Asip Kaya, vakit geçirmeden Pakistan’ın Yeniden Yapılanması Dairesi Başkan Yardımcısı Korgeneral Nedim Ahmet’ten randevu talep etmiş, bir saat içerisinde bu buluşma gerçekleşmişti.

 

Yapılan görüşme sonucu 1500 öğrencisi, 150 kişilik yurdu, 10 adet lojmanı ile depremde yerle bir olan, Keşmir bölgesindeki Rawalakot şehri Yüksek Kız Koleji’nin, DİTİB-İHLAS organizasyonu ve Almanya’daki Türklerin katkılarıyla yeniden yapılması kararlaştırılmıştı.

 

2007 yılının Mayıs ayında, T.C. Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan, DİTİB Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ekrem Ceşen ve TGRT EU Haber Müdürü Mehmet Koca ile birlikte Rawalakot’a gelmiş, okulun devam eden inşaatını yerinde incelemişti. Öğrenciler, kurulan çadırlarda eğitimlerini çok zor şartlarda devam ediyor, yağan yağmurlar üzerlerine düşüyordu.

 

Arslan gördüğü bu manzara karşısında duygulanmış, öğrenciler ve öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmasında: “İnşallah bu sıkıntılar en kısa sürede bitecek, sizler son derece modern olarak dizayn edilip planlanan okulumuızda eğitimlerinizi devam edeceksiniz” müjdesini vermişti. Artık, 1500 kişilik okul, 100 kişilik yurt, 10 yataklı hastane (Bu Hastane Hollanda Diyanet Vakfı tarafından yapıldı), spor salonu, 10 adet dayalı döşeli lojman, donanımlı idari blokları, konferans salonu, spor salonu ve kompleksi, 4 bloktan oluşan sınıfları, su deposu, 60 Volt gücündeki jenaratörü ve müstakil Türk mimari tarzında inşaa edilen minareli camisi, 32 öğrenci taşıma kapasitesine sahip, Hino marka servis otobüsü, öğrenci yurdunun kullanımına verilen Toyota marka pikabı ile birlikte Rawalakot Türkiye Kız Koleji tamamlanmıştı. Sıra bu muhteşem Eğitim Kompleksi’nin açılışına gelmişti.

 

Açılışa katımak için, T.C. Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan, İhlas Media Holding Genel Koordinatörü Kenan Kubilay, T.C. Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığından emekli, dönemin Din Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkanı Rıdvan Çakır, DİTİB Yönetim Kurulu Üyesi Nihat Özkan, DİTİB Genel Müdür V. – İnşaat ve Emlak Müdürü Mehmet Yıldırım, Basın,Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ekrem Ceşen, Hac Umre ve Hayır İşleri Müdürü Ali Özdemir, TGRT EU Haber Müdürü Mehmet Koca, TGRT Haber’den Selçuk Behdioğlu Pakistan’a gelmiş, heyet İslamabad Uluslararası Hava Limanı’nda resmi protokol tarafından karşılanmıştı. İlk olarak T.C. İslamabad Büyükelçisi Engin Soysal’ı ziyaret eden heyet, Soysal’ın kendileri onuruna verdiği resepsiyona katılmışlardı.

 

T.C. Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan ve beraberindeki heyetin, Rawalakot Türkiye Kız Koleji’ne gelişleri ise hayli heyecanlı, heyecanlı olduğu kadar da duygusal oldu. 1500 öğrenci, yerel halk, çevre illerden gelen insanlar, hepsi okulun bahçesini doldurmuşlardı. Sanki bir bayram, bir karnaval şenliği vardı. Her taraf bayraklarla gelin gibi süslenmişti. Görüntü muhteşemdi. İnsanlar Türk heyetini büyük bir sevgiyle selamlıyor, cive Pakistan, cive Türkiye diye, “Hoşgeldiniz, Hoşgeldiniz. Yaşasın Pakistan. Yaşasın Türkiye” diye çığlık çığlığa bağırıyorlardı.

 

Okulda, Pakistan’ın Yeniden Yapılandırma Başkanı Korgeneral Nedim Ahmet, İmar Bakanı Serdar Yakuphan, Keşmir Eyaleti Eğitim Bakanı ve Rawalakot Belediye Başkanı Erşed Niyazi tarafından karşılanan Türk heyeti, programı icra etmek üzere Spor Salonu’na geçtiler. Okulun bir öğrencisi tarafından okunan Kur’an-ı Kerim ile açılış yapılan programda, öğrencilerin okudukları Pakistan ve Türk Milli Marşlarını heyecanın doruğa çıkmasına vesile oldu.

 

Türkiye Kız Koleji’nin Müteahhidi Ali Irvalı’nın, okulun yapım aşamaları hakkında verdiği teknik bilgilerin ardından, İmar Bakanı Serdar Yakuphan söz aldı. Yakuphan: “Böyle modern bir okulu bizlere kazandıran Türk dostlarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Türkler bize tarihten gelen dostluklarını bir kez daha kanıtlamış oldular. En zor günümüzde yanımızda olarak, bu güzel okulu bizlere kazandırdılar. Bu okulun bütün aşamalarında emeği geçen, başta DİTİB ve İhlas Media Holding olmak üzere herkese teşekkür ediyorum” dedi.

 

Dönemin Din Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkanı Rıdvan Çakır da konuşmasında: “Tarihten gelen gönül bağımızla birbirimize bağlandığımız Kardeş Pakistan halkına, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız adına bu eseri yapmaktan duyduğum mutluluğu ifade etmek istiyorum. Onlara ne mutlu ki, Türkler gibi bir kardeşleri var ve O kardeşleri onların her zaman yanlarında olacaktır“ dedi.

 

İhlas Media Holding Avrupa Temsilcisi Kenan Kubilay da konuşmasında: “Bugün hepimiz sevinçliyiz. Çünkü bugün iki dost ve kardeş ülke vatandaşları olarak, var olan dostluk temellerimizi daha da sağlamlaştırmış oluyoruz. Ben bugün burada bu okulu yapma kararı vermekle ne kadar doğru ve hayırlı bir iş yaptığımızı bir kat daha anlamış oldum. Bu güzel insanların, öğretmeniyle. Öğrencisi ile birlikte bu mutlluluğa şahit olmaktan ve birazcık da olsa buna sebeb olmaktan duyduğum hazzı tarif edemem. Bu güzel eser, her şeyi en iyi şekilde anlatıyor” diye konuştu.

T.C. Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan, törende yaptığı konuşmasında, “Sayın davetliler, hepinizi Şahsım ve Mensubu bulunduğum Diyanet İşleri Türk İslam Birliği Teşkilatı’nın Almanya genelinde konuşlanmış olan 882 derneği adına saygılarımla selamlıyorum. Pakistan halkı 8 Ekim 2005 Cumartesi günü şiddetli bir depremle uyandı. Merkezi Muzafferabat, Bach, Balakot, Rawalakot ve kısmen Başkent İslamabat şehirlerini vuran deprem, 120 binin üzerinde, genç-yaşlı herkesimden insanın yok olmasına, yüzbinlece kardeşimizin de sakat kalmasına sebeb oldu. Bu güzel Ülke’nin geleceği olan gencecik insanları, bir anda yok oldu. Ümitleri toprağın derinliklerine gömüldü.”

“Deprem, sel gibi afetler Allah’tan gelen bir mukadderat. İnsanlık bu acı kadere şu ana kadar tedbirden başka çare bulamadı. Tarihinde İkballer’i, Cinnah’ları, Muhammet Hamidullah’ları yetiştiren bu kardeş Ülke, Türk kardeşlerinin düştüğü bütün zor durumlarda ilk yardım elini uzatan ülke olmuştu. Birinci Dünya Savaşı’nda yedi düvele karşı vatanlarını koruma adına cansiperane karşı koyan Türk Kardeşlerine bileziklerini, çocuklarının rızkı olan evindeki zahiresini, ununu, velhasıl para edecek herşeyini satarak onlara yardım elini Pakistanlı kardeşleri uzatmıştı. 1999 Yılında ülkemizde meydana gelen Marmara depreminde, İstanbul Atatürk Hava Limanı’na inen ilk yardım uçağı, yine bu dost Ülke’nin yardım uçağı idi”

 

“Artık sıra Türk kardeşlerindeydi. Çünkü bu kez Pakistanlı kardeşleri zor durumdaydı. T.C. Başbakanı, ilk geçmiş olsun ziyaretini yapan devlet adamı olarak kadeşlerine yardım elini uzatmış, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, en küçük köyüne kadar bu acıyı sinesinde hissetmişti. Onlar da paralarını, bileziklerini, değerli eşyalarını vererek yardım ellerini Pakistanlı kardeşlerine uzatmıştı. Dünyanın dört bir yanına dağılan Türkler, yaşadıkları ülkelerde anavatanlarındaki kardeşleri gibi yardım toplamışlar, bu yardımlarını Pakistan’daki kardeşlerine ulaştırmışlardı.”

 

“Almanya’da faaliyette bulunan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), kendine bağlı 882 derneği ile bu yardım kampanyasına candan katılmış, küçücük çocuklar harçlıklarını, minik kızlar küpelerini, kolyelerini bağışlamış, anneler-babalar kermesler tertip ederek bu kampanyaya destek olmuş, toplanmış olan 2,5 Milyon Euro’yu “Türkiye’deki Pakistan Depremi Yardım Hesabına” aktarmıştı.”

 

“Toplanmış olan bu yardımla yetinmeyen Almanya’daki vatandaşlarımız, DİTİB ve İhlas Medya Holding ortak organizasyonu ile birlikte ikinci bir kampanya daha başlatmış, bu kampanyada 1,5 Milyon Euro toplanmıştı. Her iki kurumun yetkilileri, toplanan bu meblağı mahallinde değerlendirmek üzere, bünyelerinden iki arkadaşımıza görev vererek Pakistan’a göndermişlerdi”

“Türkiye Kız Koleji’nin inşaatından tamamlanmasına kadar, bütün aşamalarında bizlere büyük yardımları dokunan, T.C. Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik’e, T.C Pakistan Büyükelçisi Engin Soysal’a, eski Büyükelçimiz Kemal Gür’e, Pakistan Hükümeti Erra Başkanı Korgeneral Nedim Ahmet’e, zamanın T.C. Büyükelçilik Müsteşarı Asip Kaya’ya, DİTİB’in benden önceki Genel Başkanı Rıdvan Çakır’a, Turcon İnşaat A.Ş Sahibi Ali Irvalı’ya şükranlarımı sunuyorum” dedi.

 

Pakistan’ın Yeniden Yapılanması Dairesi Başkan Yardımcısı Korgeneral  Nedim Ahmet: “Almanya’da faaliyetni sürdüren DİTİB ve İhlas Media Holding’e teşekkürlerimi sunarak sözlerime başlamak istiyorum. Ülkemiz 8 Ekim 2005 tarihinde ağır bir deprem felaketiyle karşı karşıya kaldı. Çok büyük can ve mal kaybına sebebiyet veren bu afette ilk yardım elini uzatan dostumuz Türkiye cumhuriyeti ve onun Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan oldu. Bugün sadece bölgenin değil, Pakistan’ın en güzel ve en modern okulu olan Rawalakot Türkiye Kız Koleji’ni açmaktan büyük mutluluk duyuyorum.”  

“Ben huzurlarınızda T.C. Berlin Büyükelçiliği Din hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkanı Sayın Sadi Arslan’a, eski Genel Başkan Sayın Rıdvan Çakır’a İhlas Media Holding Avrupa Temsilcisi Sayın Kenan Kubilay’a ve Turcon Başkanı Ali Irvalı Beyefendilere teşekkür ediyorum” dedi.

 
 
 
 
 
 

Yapılan konuşmaların ardından, Sadi Arslan, Rıdvan Çakır ve Kenan Kubilay

Rawalakot Türkiye Kız Koleji’nin anahtarını, Nedim Ahmet ve Serdar Yakuphan’a teslim ettiler. General Nedim Ahmet de Türk heyetine, hizmetlerin bir teşekkürü olarak plaket sundu.

————————————————–

UYGUR SOYDAŞLARIMIZ AYAKTA KALMAYA ÇALIŞIYOR

 

Çin’in uzak batısındaki Uygur Müslümanlar, Çin kolonizasyonun kuşatması altında kimliklerini korumaya çalışıyorlar. Kraliyet ailesinin 12. kralı ve monarşinin tahtına oturması için Çin’de hala yaşayan son adam olan Kucha’lı kral Davud Mesut asil davranışlı ve vakur biri.

Fakat yaşlı adamın kaderi keyif verici değildir. Uygur halkının bir lideri olduğundan kral Davut şimdi kendisini 200 RMB ($28.60) bedelindeki bir bileti satın almaya hazır ziyaretçilere turistlerin ilgisini çeken bir şey olarak sunan Çinli iki genç kadın yardımcısı tarafından kullanılıyor. Davut yalnızca “ucuzladım” diyor.


Bazı Uygurlar Kral Davut’un aşağılanmasının Çin hükümetinin petrol ve mineral zengini geleneksel Uygur bölgesine daha fazla etnik Han Çinlilerini yerleştirmeye yönelik acımasız planı karşısında bir bütün olarak kültürlerinin karşılaşacağı şeyin işareti olduğunu söylüyorlar.

 

Yetkilileri kızdırma korkusundan dolayı sadece Batur nikiyle konuşan Urumçi’nin merkezindeki bir Uygur öğretmen, “kendimizi kendi topraklarımızda yabancılar gibi hissediyoruz” diyerek şikayette bulunuyor. “Bizler Amerika’daki yerlilere benziyoruz.” Veya Tibet’teki Tibetliler gibi. Batur, “Uygurlar, Tibetlilere sempati duyuyorlar” diyor. “Hepimizin benzer bir idare şekli altında olduğunu hissediyoruz.”

 

8 milyon Uygur son zamanlarda Tibet’i sallayan huzursuzluğun çok azını göstermesine rağmen Çin hükümeti yüzeydeki sükunetin altında kızgınlığın arttığından korkarak ülkenin buradaki en büyük beşinci etnik azınlığının arasındaki “ayrıkçılıktan” dolayı sinirlidir.

 

Yetkililer, sunduklarını desteklemek için yetersiz ayrıntı vermelerine rağmen son aylarda birinin bir yolcu uçağını düşürmeyi hedeflediği ve diğer ikisinin bu yaz Pekin’de gerçekleştirilecek Olimpiyat Oyunları’nda gerçekleştirilmesinin planlandığı üç Uygur terörist saldırı planını engellediklerini iddia ediyorlar.


Pek çok Uygur’un sorumlu tutulduğu bu kaygı; hayatlarının sert bir şekilde hükümet tarafından kontrol edilmesine, okullarda dillerinin kullanımının ve İslami dini pratiklerinin sınırlandırılmasına, Han kökenli Çinliler ticareti ve yerel yönetimi ellerinde tutarken pek çok yerel insanı adi mesleklere bağlayan koloni tipi bir ekonomiye neden oluyor.

 

Resmi rakamlara göre komünist hükümet 1949′da Ulusalcı Ordu ile müttefik olan bir savaş lordundan Doğu Türkistan’ı işgal ettiğinden beri eyaletteki Han Çinlilerinin (Çin baskın etnik grubunudur) oranı yüzde 6.7′den yüzde 40.6′ya fırladı. Altmış yıldır Pekin tarafından yürütülen uzak bölgeye Hanları yerleştirme kampanyasından sonra şu an Han nüfusu nerdeyse Uygur nüfusuyla eşitlenmiş durumdadır.

 

Kendisini Kutup olarak isimlendiren Urumçi pazarındaki bir elbise tüccarı, “hükümet Uygurların kendilerinin köleleri olmasını, ırkımızın yok olmasını istiyor” diyor. Kutup, “Çinli insanları getirerek demografik dengeyi yok ediyorlar” diyerek eklemede bulunuyor. “Köklerimizi kurutuyorlar.”

 

 

Han nüfusu ile Uygur halkı toprağı paylaşmalarına karşın ortak çok az şeyleri var, birbirleriyle çok az ilişkileri var ve bu durumu değiştirmek için de çok az istek duyuyorlar. Uygurlar, Xinjiang (Doğu Türkistan) teorik olarak otonom bir eyalet olmasına karşın Han kökenli Çinlilerin en iyi meslekleri ve politik makamları tekellerine almalarına öfkeliler. Han kökenli meskunlar sürekli Uygurların; kirli, tembel ve hilekar olduklarından şikayet ediyorlar.

 

Elli yıldan beridir Xinjiang’de yaşadığını söyleyen Urumçi’de tedavi masajı için sırada bekleyen yaşlı bir adam olan Mi, “Hiç Uygur arkadaşım yok. Onlarla hiç temasım olmuyor” diyor. “Onlar kaba ve nezaketten yoksunlar.” Bu yaklaşım inci grisi bir Chevrolet kullanan ve kişisel olarak Urumçi’deki Han kökenli komşularıyla her zaman iyi geçindiğini söyleyen zengin ve genç bir Uygur girişimci olan Hacı için de geçerlidir.

 

Hacı, Han göçmenleri “bizi küçümsüyor” diyor. “Bir arabaya bindiğimde her iki elimi de tutunma kayışının üzerine koyuyorum ki kimse benim kendilerinin çantasını çalabileceğimi düşünmesin.” Çinliler genellikle Uygurların Türk kökenli olmalarından gelen kendilerine has İslam kültürlerinin Han göçmeni akınıyla boğulmasından korkmalarına aldırmıyorlar.

 

Çinli bir öğrenci Urumçi’deki Xinjiang Üniversitesi’nin kantininde tabağındaki yağda kızartılmış domuz eti ve sebze yemeğini yerken “hepimiz aynı ülkeye aitiz bu yüzden her iki kültür asimile olmalıdır” diyor. “Evrensel bir kural var: güçlü olan yaşar.” Diğerleri daha sempatikler. Bir diğer öğrenci olan Zhu Lijuan, “biz onların kültürlerinin zayıfladığını hissetmelerini anlıyoruz” diyor. “Fakat Han Çinlileri olmasaydı onlar cep telefonlarına ve bilgisayarlara nasıl sahip olacaklardı?”


Kutup, bir pazar lokantasında üzeri kuru üzüm ve etle kaplı pirinç pilavını çubuklarla yerken Çin hükümetinin Xinjiang’e ekonomik gelişim getirdiklerini kabul ediyor. Fakat o bundan etkilenmemiş. “Bize ekmek getirdiler” diyor. “Fakat kalplerimizi götürdüler.” İnsan Hakları İzleme Örgütü’nde bir araştırmacı olan Nicholas Bequelin, “Uygurlar çok zor bir durumdalar” diyor. “Onlar kültürleri pahasına modernleşebilirler veya bunu reddedip ekonomik olarak marjinalleşebilirler.”

 

Pek çok Uygur’un en önemli kaygısı; yerli insanların, kimliklerinin ifadesi olarak giderek artan bir oranda insan cezp ettiğini söyledikleri ve yetkililerin ayrıkçılık için potansiyel üretim zemini olarak gördükleri İslam dinidir. 200,000 kişilik Uygur kökenli ile baskın bir şekilde bir Uygur kenti olan Kucha’daki 16. yy.da renkli toprak briketle yapılmış caminin duvarında kırmızı bir afişte Çince ve Uygurca: “İllegal Dini Faaliyetlere Karşı Savaşın: Ahenkli Bir Toplum Oluşturun” yazıyor.

 

İbadet salonunun içinde bir uyarı tahtası “illegal dini faaliyetleri” açıklıyor. Listenin başına yakın bir yerlerde hükümetin kaygılarını gösteren bir uyarı var: “cihadı, pan-Türkizmi veya pan-İslamizmi övmek yasaktır.” Bekçi, 18 yaşından küçüklerin camide namaz kılmalarına izin verilmiyor diyor. İnsan hakları aktivistleri, son zamanlarda yapılan düzenlemelerin yerel hükümet çalışanlarının camiye gitmelerini, öğretmenlerin sakal bırakmalarını ve öğrencilerin üniversiteye Kuran getirmelerini yasakladığını söylüyorlar.


Geçen aylarda 50 gencin kanunsuz İslami Hizb-ut Tahrir Partisi’ne üye olmalarıyla suçlanarak özel dini okullarda çalıştıkları için tutuklandıkları Kucha’nın 50 mil güneyindeki bir köyde bir pamuk çiftçisi, “eğer çok dindarlaşırsanız hükümet endişeleniyor” diyor.

 

ÇİFÇİ AÇIKÇA: BURADA DİNİ ÖZGÜRLÜK YOK

 

Bequelin, sıradan Uygur dindarlarının ABD’nin terörist gruplar listesindeki silahlı ayrılıkçı Doğu Türkistan İslami Hareketi’ne yardımla suçlanabileceklerinden korkmalarına neden olacak şekilde Çin hükümetinin “resmi çerçeve dışındaki bütün dini faaliyetleri terörizm ve ayrıkçılıkla birleştirdiğini” ileri sürüyor. 

Uygurlar için bağımsız İslami bir devleti savunan belirsiz bir grup olan DTİH, Çinli yetkililer tarafından bölgedeki en önemli güvenlik tehlikesi olarak görülüyor. Singapur’daki Uluslararası Politik Şiddet ve Terörizm Araştırma Merkezi’nin başkanı Rohan Gunaratna, geçen ay bir Çin uçağına yönelik başarısız bir bombalama planıyla suçlanan örgütün “Pekin Olimpiyatları için en önemli tehdit” olduğunu söylüyor.

 

Fakat Gunaratna’ya göre bu tehdit “DTİH’in Xinjiang’daki destek ağından değil” el-Kaide’nin oradaki müttefikleriyle bağları olan, yaklaşık 40 adamı bir araya getiren ve Pakistan—Afganistan sınırı boyunca Çin dışında konuşlanmış “operasyonel bir ağ”dan gelmektedir. Yabancı bir gazeteciyle konuştuğu için resmi ceza korkusuyla ne adının ne de köyünün belirtilmesini isteyen pamuk çiftçisinin korkusu, hükümetin bölgedeki herkese yaptığı gibi kendisine de evini yıkıp depremlere daha dayanıklı yeni bir ev yapmasını emretmesidir.

 

Çiftçi, çalışmasının bedeli olarak yetkililerin 4,000 RMB ($571) önerdiklerini söylüyor “fakat içinde oturduğum evi yeniden inşa etmek bana 3,000 RMB’ye mal olacaktı.” Bunun yerine kendisine bir yıllık pamuk hasılatının fiyatına mal olacak daha küçük bir ev inşa etmeyi planlıyor. Çiftçi, “ne yapabiliriz?” diye soruyor. “Bu yapabileceğimiz tek şeydir.”

 

38 yaşındaki tutuklu yerel bir hayırseverin ölümü üzerine bir ay önce gerçekleştirilen bir protestoda caddelere dökülen Hotan’ın güney kasabasındaki birkaç bin gösterici gibi bazı Uygurlar son zamanlarda rıza göstermenin sessizliğini bozdular. Hayırseverin ölümüyle ilgili resmi açıklama kalp kriziydi.

 

Fakat bir ayrılıkçı olarak damgalanma korkusu pek çok Uygur’un üzerinde ağır bir şekilde sallanmaktadır. Eğer herhangi bir Uygur’a hükümetin kendisine yaklaşımından memnun olup olmadığı sorulsa bu sorunun cevabı onu “politik veya vicdanına karşı bir günah işleme” arasında tercihe zorluyor. Vicdanına karşı günah işlemeyi seçiyor ve susuyor.

 

Petrolün bulunmasının yüz binlerce Han kökenli Çinliyi cezp ettiği küçük Korla şehrinde yerel bir hükümet çalışanı, pek az şey söylüyor. Geçen dönemden beri ikinci sınıftan itibaren başlayan matematik gibi temel okul dersleri sadece Çince öğretiliyor diye şikayet ediyor. Halkının kültürünün korunmasında “eğitim merkezi bir unsurdur” diye ısrar ediyor. “Eğer eğitim Çince’de veriliyorsa ne olacağını düşünüyorsunuz?”

 

Bu arada, girişteki bir levhaya göre bir “Üç A Turist Noktası”na dönüştürülen, hükümet tarafından tamir edilen sarayına dönen kral Davut, kendileriyle uzun süre önce barışını yaptığı Xinjiang’ın gerçek yöneticileri için karlı folklorik bir mamul olarak rolüne razı olmuş görünüyor. Komünistler 1949′da onu alaşağı ettiklerinden beri “krallığının bittiğini” kabul ediyor. “Ben feodal sistemin son kalıntısıyım.” Batur, Çin hükümeti şu anki politikalarını devam ettirirse çok geçmeden halkının da aynı şekilde yok olacağından korkuyor.

 

Batur, “hükümet Uygurların Xinjiang’ın istikrarına tehdit olduklarını düşünüyor” diyor. “Eğer bizi olabildiğince kısa bir sürede asimile edebilirlerse ortada hiçbir tehdit kalmayacaktır. Xinjiang Çinli olacaktır ve onların endişelenmesini gerektirecek hiçbir şey kalmayacaktır.”

 

Dünya Bülteni için Türkçeye çeviren: Ali Karakuş 

 

Kaynak: Peter Ford – CSM

6 Yanıt to “ÖZEL SAYFA – 1”

  1. Gundosnas said

    Aloha!

  2. Gundoseor said

    Aloha! uyc

  3. Mehmet said

    Tebrikler DİTİB, Tebrikler İHLAS! Bu güzel hizmet, Müslüman Türk milletinin asırların ötesine dayanan vizyonuna çok güzel uymuş. Haberi okurken duygulandım, gururlandım ve çok sevindim. Her iki kuruluşa da candan teşekkürler!

  4. Banka said

    “UYGUR SOYDAŞLARIMIZ AYAKTA KALMAYA ÇALIŞIYOR”
    sonuna kadar soydaşlarımızın yanındayız. yaşasın mücadelemiz…

    Siteniz içeriğiyle birlikte baya bir geniş site. başarılarınızın devamını diliyorum…

    (EDİTÖR: GÜZEL SÖZLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ, TEVECCÜHÜNÜZ. OKUYUCULARIMIZIN DESTEĞİYLE OLUYOR BÜTÜN BUNLAR, HEPSİNE TEŞEKKÜRLER)

  5. Memleket Şairi Nevzat Bilgiç said

    KIZGIN ÇÖLLER MİYDİ YAMAN ,
    GELEN HANÇER Mİ ARKADAN ? . . .

    PAŞAELİ ÇOCUKLARI
    “ Irak , Filistin , Yemen Cephesi ‘ nde
    320 ŞEHÎD ‘ E . . . . “ Sadece Edirne ‘ li “

    Edirne Selimiye , Meriç boyları nere ,
    Kumların tutuştuğu o kızıl Çöller nere ? . . .
    “ Gücüne gitmez mi ? “ de , bana şimdi Türkoğlu ;
    Tutuklu iki Ata , ayaklar yara bere ! . . .

    İsmail , İzzet , Kadri . . . Türk ‘ ün gönlümde yeri ,
    Arkadan bıçaklanmış , Bayrak tutar elleri . . .
    Hey ! . . . Çöl Bedevîsi , hançerlediğin bu er ;
    Peygamberler Katı ‘ nda , Nebî ‘ ye kadar gider . . .

    Kendine gel Müslüman ! . .. Çarpacak seni Kur ‘ an ,
    Fahrettin Paşa sizi , değil miydi kurtaran ? . . .
    “ Kara altın “ gidince , bir gün Yaban Eli ‘ ne ,
    Şehîtler arkasından , sen olursun yalvaran ! . . .

    Nevzat Bilgiç
    “Şehitler Aramızda,
    Gaziler Yanımızda”

  6. vaftizci yahya (heiliger johannes) (yezuit) said

    shalomaleküm dostlar:
    lütfen bu gönderiyi okuyun ve bizahmet sedat arkadasima ulastirin.
    hepimize barisli bin yillar diliyorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s