Haberin Doğru Adresi

Avrupa'da Yaşayan Türklerin Haber Sitesi

TOPLUMSAL ELEŞTİRİ

yaziyaziTOPLUMSAL ELEŞTİRİLERİNİZİ, İLGİNÇ TESPİTLERİNİZİ, YAŞAMIMIZDA OLUP DA, FARKETMEDİKLERİMİZİ BİZE YAZIN; YAYINLAYALIM

========= ======== ====== ========= ========== =========

Ağzından çıkanı kulağın duysun!

İnsanlar nedense kendi hareketinden degişik hareket edeni gördüğü zaman çok değişik tepki veriyor. İnsanları toplumlarda sınıflandırmışlar ve herkese bir rol vermişler. O rolün dışına çıkanı, değişik hareket sergileyeni, hemen bir şekilde yargılamaya başlıyorlar. Oysa birini yargılamadan önce, oturup biraz düşünmek gerek. Durumu analiz etmek gerek. İnsanların sergilediği tavırı ve hareketi neye göre değerlendirdiğini bilmesi gerek. Ayrıyeten o kınadığı ve yargıladığı şeyin bir gün kendi başına gelebileceğini, hele hiç unutmaması gerek.

Bizim toplumumuzda insanlar bir erkeğin evde eşine yardım etmesine genelde “Kılıbıklık” derler.Peki kahvede oturup, orada başkalarının ağız kokusunu çekene ne derler??? Bunu neye göre ölçerler onuda anlamış değilim. Yani eşine yardım eden erkek, hoş görülmez. Yani eğer Müslümansak önderimiz Peygamberimiz olması gerekmez mi??? Konuşan cevap veren kadın ise hiç begenilmez. “Aman düşman başına böyle kadın” denir. Yani kadın düşünmeye başladiği an, toplumda onun işi bitmiştir. Hele bir de zeki cevaplar veripte hakli çıkıyorsa, işte o zaman toplumsal bir kaygı başlar. “Elinin hamuruyla erkek işine karisma” derler. Devamli evli çiftlerde bir sakin taraf bir de hareketli adam rolu aranir. Mesela Hareketli, akilli, dilli, hazır cevap bir hanımın eşine. “ya, bulmuş sessiz adami, yoksa bunun kahrını kim çeker?” deyip kendilerini o anda iyi hissederler. Çalışkan, namuslu, evine bakan, dürüst bir erkeğin hanımına da acırlar. “Adam bütün gün çalışıyor, ailesi ile ilgilenemiyor ki, gözünü para hirsi bürümüş. Öbür dünyaya kim ne götürmüş” derler. Zengin ise eğer adam, “Zavalli kadın. Gerçi zengin koca bulmuş ama onunki de Hayat mi? Kocasi kimbilir kaç tanesini gezdiriyor, o da evde koca beklesin”

Adam işsiz ise “Aman o adamın kahrı mı çekilir. Bütün gün kadın çoçuklarına ne yedireceğini düşünüyor adam da yan gelıp yatıyor. Tembel anam tembel” derler. Kadin eger çalışıyorsa. “Ya kadin zaten bütün gün çalışıyor, çalışacaktida niye evlendi ki?” derler. Çalışmayan kadina ise “Ya bütün gün evde ne yapıyorki, yediği önünde yemediği arkasinda” derler.

Yani herkes için bir cevabı vardır bizim milletin. Kardeşim birini yargılayacağınız zaman, ölçünüz ISLAM olsun eger müslümansaniz. Bu söylediklerinizin hepsinin zan olduğunu biliyor musunuz? Dedikodu olduğunu biliyor musunuz? Riya olduğunu biliyor musunuz? Iftira olduğunu biliyor musunuz? Bunların ALLAH huzurunda bir hesabı olduğunu biliyor musunuz? Sizin nefsinize ağır geldiği için evinde yiyip, içtiğiniz insanlar hakkında bu şekil düşünme ve düşüncelerini varmış gibi yaymanın kul hakkı olduğunu biliyor musunuz? Arkadaşlığa, dostluğa insanlığa ihanet oldugunu biliyor musunuz? Hiç mi tuz ekmek hatiri yok sizde. Müslüman dediğin ALLAH’ın yasakladığı şeyleri asla yapmaz. Yapmış ise de tövbe ederek bu kimselerden helallik diler. Müslüman elinden, dilinden emin olunan kimsedir. Fatma Afife Gürsoy – 14.7.2013  F.A.G.

 

========================================

 

MİDYE İLE İNCİ’NİN AŞKI

Okyanuslar, dünyadaki tüm denizlerin toplamına verilen ad. Bugün oradaki hayatları düşündüm. Oradaki sayısını sırf ALLAH’ın bildiği yaratıkları ve yaşamları. Ne ilginç yaratıklar var deniz altında. Kaç çeşit birarada yaşıyor orada. Tıpkı bizim karada yaşadığımız hayatlar gibi. Orada da çileler, dertler, neşeler, aşklar vardır muhakkak. Hep onları düşündüm. Oradaki olağanüstü aşkları. Midyenin içine aldığı bir kum tanesine olan aşkını. Aşkından hep onunla ugraşıyor. İçinde onu işliyor. Senelerce hiç içinden atamıyor onu. Bu sefer kendine benzetmeye çalışıyor o kum taneciğini. Tek çabası bu dertten kurtulmak iken, bir zaman sonra bir arkadaşlık başlıyor aralarında. Zorunlu bir arkadaşlık. Atamadığını içinde büyütüyor ve onu sevmeye başlıyor. İşliyor işliyor derdini.

Birgün tam kurtulmak istediği şey hayatının merkezinde oturup gösterişli bir inci olana kadar ugraşıyor. Artık hayatının tek anlamı oluyor. İnci bundan çok memnun. Hiç bu kadar ilgi ve sevgi görmemiş hayatında. Aşık oluyorlar zamanla birbirlerine. İç içeler bilinçli bir şekilde. Aşıklar ikisi de ve gözleri hiç birşeyi görmüyor artık. İşte tam öyle güzel bir günde ayrılık gelip ayırıyor zorla onları birbirinden. Bu ayrılık ise midye için ölüm oluyor. Parçalayıp kabuklarını, hayatının merkezi haline gelmiş inciyi, koparip alıyorlar yüreginden. Kenara atıyorlar, içi sedefle bezenmiş Midye kabuklarını. İnci için bir hasrete dönüşüyor Midyeden ayrılmak. Artık kendini sarıp sarmalayan, sevip okşayan bir Midye yok. Bağrına basan, onu tüm salgıları ile salgılayan ve ona gözü gibi bakan.

Kurtulmak isterken işleyen ve hatalarını düzelten bir sevgili yok. Şimdi belki bir kuyumcunun camekanlarını süslüyor ve bakanların beğenisini kazaniyor o güzel Inci. Sûni ışıklarla parlaklığı sergileniyor ve bakanları büyülüyor . Herkes ona sahip olmak isterken, o sadece onu bağrına basmak isteyen sevgilisini özlüyor. Kendine bunca sene emek verip, işleyen ve bu güzelliğini ona sağlayan dostunu özlüyor. Kendini kalbinin tahtına oturtan, yârini arıyor. Sıcak yuvasına dönmek istiyor. İçin için ağlıyor inci. Oysa onu o kadar seven midyesinin parçalanığını, kırılıp bir kenara atıldığını dahi bilmiyor. O kum tanesi çoktan o sedefin rengini almış oluyor ve sadece onu yansıtıyor artık. Bu güzelliği kime borçlu olduğunu hiç unutmuyor. Midyenin içinin parlaklığını yansıtacak, tek hatıra olarak senelerce, bir yüzüğü, bir küpeyi, bir kolyeyi süslüyor. Mahzun ve yanlız bir şekilde her gün, o günleri düşünüp Midye ile kavuşacağı günü bekliyor, zavallı Inci. Bir bilse Mideyenin kendisi için canını feda ettiğini…

Fatma Afife Gürsoy F.A.G. 1.7.2013

================ =============== ===================

AŞKIM

İnsanların en bakir, en kıymetli hislerini anlatan duygu AŞK! İnsanlar aşk için neler yapmamışlar ki? Kimi eziyet görmüş, kimi içine atıp kara sevdaya tutulmuş, kimi mecnun olup çöllere düşmüş, kimi de canan için canını vermiş. Ama hepsi için çok kıymetliymiş AŞK.

Eski zamanlarda aşk derdine düşenler, bırakın sevdiğine ilan-ı aşk etmeyi, kendilerine bile itiraf edememişler aşklarını. O zamanlarda aşılması imkansız engeller varmış. Ya sevdiği başka dinden başka dildenmiş, ya zengin bir aileden ya da uzak diyarlardanmış. Ne yaparsa yapsın sevdiğine ulaşması imkansızmış.

Aşk derdine düşenler neden böyle davranmışlar? Neden yalnızlığı, acıyı, kederi, eziyeti ve sessizliği tercih etmişler? İlan-ı aşk yerine neden susmayı seçmişler? Kendilerine güvenleri mi yokmuş? Karşısındakini zor duruma sokmamak için mi, en yakınlarını üzmemek için mi böyle davranmışlar? Neden başlamadan bitirip tek taraflı sevmeyi, kendilerini feda etmeyi tercih etmişler? İmkansız aşkların sonucunun ölüm olacağına mı inanmışlar? Ama aşık olduğuyla değil de başka biriyle evlenince yaşarken ölmemişler mi? Bu kadar acıya nasıl dayanmışlar? Ama ilginç olan kavuşulamayan aşkların unutulmayan aşklar olması, uzun ömürlü olması, her an hatırlanıyor olmasıdır. Bu devirlere kadar gelip destan olmuş, gazel olmuş, şarkı olup söylenmiş, şiir olup okunmuş, romanları yazılmış, filmleri yapılmış, aşk deyince insanların gönül telleri sızlamış. Velhasıl eski aşklar romanlarda kalmış

Bu modern çağda birçok şey gibi aşk da asliyetini kaybetmiş.Artık aşklar alınır, satılır ve atılır olmuş. Aşk eskiden aşığın itiraf edemediği kıymetli bir hisken şimdi bir meta haline gelmiş. İçi boşaltılmış, sahte anlamlar yüklenmiş, gizemi kalmamış, tüm çıplaklığı ile orta yere atılmış. Aşk kalpten aşağı doğru inerken belden aşağı takılıp kalmış. Aşk ayağa düşmüş herkesin dilinde dolaşır olmuş. Öyle bir değişime uğramış ki sevmediklerimize bile aşkım der olmuşuz. İnsanlar özellikle kadınlar aşkım derken kelimenin anlamını hiç düşünmemişler. Artık ana okulunda çocuklar dahi birbirlerine aşkım der olmuş. Ama artık aşk ismen kalmış cismen küsüp yok olmuş.

FATMA AFİFE GÜRSOY – F.A.G – 21.01.2013

========= ======== ====== ========= ========== =========

Tarikat dedikleri bu mu?

Geçen gün  alışveriş yaparken bir tanıdığa rastladım. Kendisi çok hoşlandığım ve saygı duyduğum bir genç hanım. Almanya’nın ortasında İslâm’a bağlı, sıkı bir tesettürle gezer. Hiç kimseden çekinmez ve kiyafetinden de gocunmaz. Almanya’da büyümüş bir hanım. Ben kendisini bu hal ve hareketinden dolayı çok takdir ederim. Hal hatır derken laf lafı açtı ve beni ertesi gün için kahvaltıya davet etti. Aynı zamanda sohbet verecekmiş evinde,  bir arkadası, kahvaltıdan sonra. Benim komşularıma gidip gelme huyum yoktur. Herkesle dışarda konuşurum, iş icabı insanlara yardım ederim ama evime geldim mi sadece ailemle ilgilenir sırf onlara zaman ayırırım. Ama o hanımı da kıramadım. İslam’da davete icabet etmek gerek diye düşünerekten, tamam dedim. Ertesi sabah müsait olduğum için kalktım ve davet edildiğim eve gittim. Hanım çok sevindi geldiğim için.

O güne kadar çok davet edildiğim yerlere ne yazikki hiç gidememistim, çünkü ya iş saatime rastlıyordu ya da boş zamanıma denk gelmiyordu. Beni gören diğer misafirler beni aralarında görmekten hem saşkınlardı hem de çok mutlu olmuşlardı. Herkes hakikaten sevgiyle karşıladı beni. “Aaa nasıl zaman bulabildin de geldin”, diyenler dahi oldu. Etrafta çok huzur vericiydi. Beni rahatsiz edecek bir durum yoktu. Koltuklar dolmuştu. Birkaç kişi bana yer vermek istediyse de ben kabul etmedim. Hoca hanımın karşısına yere oturdum. Çünki ben insanı dinlerken ille de gözüne bakmam lazım ve hareketlerini gözlemlemem lazım. Hareketi vücüt diliyle uyumlu mu diye çok merak ederim. Küçüklüğümden beri dikkat ettigim şeylerden birisi budur.

Hoca dedikleri hanım yarım yamalak kapanmış bir hanımdı, giyinisi de tam tesettüre uygun degildi. Fakat zaten beni ilgilendiren konu ilk etapta o olmamıştı. Ben hanımın ne hocası oldugunu dahi bilmiyordum. Neyse birkaç kişi daha gelene kadar  oradaki hanımlarla biraz sohbet ettik. Masada birkaç kitap duruyordu. Bir Abdul Kadir Geylani hazretlerinin çok  kalın kitabı, bir de yine öyle kalın kitap ve bir başparmağı kalınlığında defter vardi masada. Tüm davetliler geldiğinde Hoca dedikleri hanım Besmele çekerek konuya basladi. “Hadi birisi Fatiha’yı okusun”, dedi ve hakikaten hanımlardan birisi Fatiha okudu. Hoca hanım “Kardeşlerim bu gün ALLAH’ın ilk insan Ademi yaratmasından başlayacağım anlatmaya” diyerek konuya girdi.

“Adem’i (a.s), ALLAH bildiginiz üzere çamurdan yaratmıştır. Cebrail’e (a.s ) Dünyanın değisik yerlerinden çamur almasını emretmiş ve o çamurları birbirine karıştırıp şekil vererek hz. Ademi şekillendirmiş ve kurumaya bırakmış. Adem kuruma icin beklerken şeytan gelmiş Adem a.s’a bakmış içi boş olduğu için burnundan girmiş kulağından çıkmış gözünden girmiş ağzindan çıkmış. Bakmışki kendini dahi müdafa etmiyor “Bu mu en şerefli en üstün varlık?” demiş, “Ben ondan daha üstünüm!” deyip, üzerine tükürmüş. ALLAH Cebrail a.s.’a ya Cebrail koş yetiş, o tükmük Ademin üzerine sakin düşmesin demis. Cebrail aleyhisselam son süratle uçmuş ve tam tükmük ademin karnina düstügü anda yetismis ama ne yazikki tükmügü daha önce tutamamis. Tükmük karin üzerine düsmüs bir kere.

Cebrail a.s. kanadının ucuyla o tükmügü oradan almış ve o aldığı yerde bir çukur oluşmuş. Iste göbegimizdeki çukur o yüzden var olmuş” dedi. O anda beynimden vurulmuş gibi başıma zink diye  bir ağrı girdi. Hemen parmak kaldırdım. Kadın bana bakarak, “Bitsin ondan sonra soruları sorarsınız” dedi. Ben de,“kusura bakmayın anlayamadığım bir şey var onu açıklığa kavuşturamazsak benim aklım oraya takılır o zaman sizin anlattığınıza odaklanamam“ dedim. “O zaman sorun sorunuzu” dedi. Ben de „Sizin anlattığıniz şeye inanasım gelmedi çünkü Allah olmasını istedigi bir şeye ol der ve olur. Bunun için Cebrail a.s. Cebrail yetis tükmük ademin üzerine düsmeden tut demez. Benim inandigim ALLAH tüm noksan sıfatlardan münezzehtir” dedim. “Sizin anlattığınız bu sifatina uymuyor. ikincisi O öyle bir Cebrailki kac imtihandan gecmis bulundugu mertebeye gelene kadar.

ALLAH Ona yetis diyecek oda yetişemiyecek öylemi? Farz edelim yetişemedi o halde bir de ayibini kapatmak için kanadının ucuyla oradaki tükmügü alacak caktirmadan. Alsa dahi bak sizin deyiminize göre işte izi kalmış. Göbek çukuru olarak. yani Allah’ı kandiracak kendince öylemi. Haşa ben bu söylediklerinize inanmiyorum dedim. Bu anlattığıniz nerede yazıyor dedim. Kurandami?“ “Hayir dedi hanim bu islamda böyledir. „Peki yazdığı yeri söyleyin belki ben yanlış biliyorum bari okuyup kendimi düzelteyim.“ „O zaman. Galiba Hadis“, dedi. „Hadismi ? Nerede okudunuz ?“ dedim. Kadın bu sefer galiba şu kitapta dedi ve Abdulkadir Geylani hazretlerinin kitabını alıp içindeki sayfaları birşey ararmışcasına çevirmeye başladı. „Burada yazması lazimdı“,dedi. „Zannetmiyorum o bir hadis kitabi degilki“, dedim. „A o zaman şurda görmüştüm“, dedi ve defterini aldı evirdi çevirdi. Neyse şimdi bulamadım ben sonra  bulunca size gösteririm“, dedi. Bana bakmadan konuşmasına devam etti.

„Kardeşlerim Allah’ın en çok sevdiği sayı 4 tür dedi. Allah dört büyük melek yaratmistir, Cebrail. Mikail, Azrail ve Israfil a..s. Yine dört büyük Peygmbere yaratmıştır. Hz.Musa, Hz Davut Hz. Isa ve hz Muhammed a.s. Ayriyeten bu peygamberlere 4 büyük kitap vermistir. Tevrat, Zebur,Incil ve Kurani Kerim.Onun haricinde 4 büyük mezhep vardir, Hanefi, Safi, Maliki, Hanbeli“, dedi ve ben yine dayanamadim parmak kaldirdim. Kadın beni görmemezlikten geldi. „Pardon“ dedim. Kadin „Sonra sorarsınız“, dedi. Ben yine ama anlayamadigim bir konu var da“ dedim.

Etraftaki insanların bazısı „sorsun bakayiım „,diye biraz mırıldandılar. Kadın“ e sor bakalim“ dedi. „Bu Allah dördü sever ifadesi Kuran’dami yaziyor?“, dedim Kadın „evet“,dedi. „Bilmem ben Kuran okuyorum ,Mealinide okurum ,surelerin nuzul sebeplerinide okurum ama hic bu dediginize rastlamadim. Hangi ayette yazıyor acaba“, dedim . Kadın bana o kadar sinirli bakiyorduki. Ben de gözünün içine bakmaya devam ettim. Bir cevap beklercesine . ”Kadın şu anda hangi ayette yazdıgını size söyleyemiyecegim” dedi. Bende” O zaman Allah sizi bu söylediginizden hesaba çeksin”, dedim. ”Ama ben Kurani kerimde ALLAH tektir teki sever diye ayet okudum”, dedim. Kadin” Belki de Hadisi şeriftir ben karıştırdım” dedi . Bende” Lütfen o Hadisi serifi bulursaniz bir dahaki sefere görmek isterim”, dedim.

Kadın bana gözünü dikti sessizce baktı birkaç saniye uzadı bakisi. Insanlarda tabi bize bakiyordu. Kadın” Adınız Fatmaydi dimi?“ dedi . “Evet”, dedim. “Fatma Hanım, şeytanda çok biliyor ama yinede Cehenneme girecek” dedi. Bende “Öylemi peki o zaman bana müsade“ dedim ve odadan çiktim. Evsahibi hanım arkamdan geldi. “Ay Fatmaciğim otur gitme ya”, dedi. “Bende gitmiyorum zaten bir abdest alip 2 rekat namaz kilacaktim. Kadına çok sinir oldumda” dedim. Arkadaş abdest aldıktansonra bana namaz kılacağım yeri gösterdi. Ben namaz kılarken bir hareketlenme basladı namaz bittikten sonra duami yaparken birinin yanımda bekledigini fark ettim. Duam bitince arkadaş omuzuma dokundu . “Fatmacigim yemek tabağın içerde biz birşeyler hazirladık. ALLAH ne verdiyse hadi gel yiyelim” dedi birde Hoca hanım seni görmek istiyor, çok üzülmüş gittin zannetmis. Seninle konusmak istiyor dedi. Neyse şeytana lanet edip gittim iceri. Kadın beni görünce “Aah Fatma hanım! Kusura bakma yanlis anladın” dedi. “Hayır, ben anlayacagimi anldim, fark etmez”, dedim.

Herkes kendi halinde tanıdıklarıyla sohbete dalmıştı bile kadınla ben konuşmaya başlayınca biraz sesleri sanki yavaşlamisti. Galiba benim veya hanımin tepkisini merak ediyorlardi. “Kadın bana “Ama sizde yani beni toplum icinde elestiriyorsunuz, olmazki”, dedi. ”Beni kenara çekip söyleyebilirdiniz”. “Neden olmasin? Siz benim dinimi toplum içinde yanlış anlatiyorsunuz tabiiki bende sizi ayni toplum içinde elestirmem, yada düzeltmem lazim”, dedim. Bu sırada yine hanımlar pür dikkat kesildi ve bizi dinlemeye basladilar. Hoca Hanim bu sefer , “neyse oldu birkere”, dedi.” Isterseniz verin elinizi,tövbenizi alayim”. “Nasil yani”?? dedim “Verin elinizi, elimin içine koyun, tevbe edin tevbenizi alayım” dedi. Ay beynimden vuruldum zannettim. “Siz benim tevbemimi almak istiyorsunuz?” dedim. Kadın anladığıma sevindi ve hoşnut bir yüz ifadesiyle „Evet“ dedi. “Kaç kilo almak istersiniz“ dedim gayet ciddi bir sekilde. “Ne demek istiyorsunuz benimle dalgami geciyorsunuz?” dedi. “Evet asil ayni soruyu benim size sormam gerekiyor.

Benim günahimı nasıl alırsiniz siz? Siz papazmisiniz, biz burada kilisedemiyiz. Kim kimin günahini alabilir? Günah almak olsaydı hiç Peygamberimiz kizina „ya Fatima babanin Peygamber olusuna güvenme” dermiydi. Seni ben  dahi kurtaramam” dermiydi, dedim. “ALLAH sevdigi kullara o vekaleti vermis. Bizlerde onlardan el aldik bize tevbe edersin. ALLAH da tevbeni kabul eder inşallah”

“Ya ben tevbe etmek istedikten sonra ALLAH bana sah damarimdan yakin ALLAH beni hersekilde duyuyor.Araciya ne ihtiyacim var”, dedim .Kadin “ALLAH temiz agizli kullarinin duasini kabul eder”, dedi. “Bende yani benim agzimin temizmi pismi oldugunu siz nerden bilebilirsinizki?”,dedim. “Hayir dua ederken evliya kullari araci etmen lazim.  ALLAH t.a. Onlarin yüzü hürmetine duanizi kabul eder”. “Tamamda ,burada kimin yüzü suyu hürmetine kabul edecek duamizi”, diye sordum. Kadinda” Seyhimizin”, dedi. “Seyhiniz kim?” dedim. Kadin bir isim söyledi. ”ALLAH’in veli kulu.”. Dedi.

“Peki ALLAH’in veli kulu olduguna dair haber kime geldi?”, dedim.”Mesela  Asareyi mübessere dünyada cennetle müjdelenen 10 insandir.Bak ALLAH birsekilde bunlarin adini duyurmus.Demek ALLAH isterse salih kullarinin ismini duyurur.Senin seyhinin ismini ben hic duymadim.Eger hakikaten ALLAH’in salih kuluysa ,senin bu anlattiklarin onun hosuna gidecegine inanmiyorum.” dedim.”Eger oda senin dedigini tastikliyorsa onun hakiki seyh olduguna inanmam zaten”. “Kadin bana cok akilli hanimsiniz Fatma hanim .Bizim sizin gibi akilli tahsilli hanimlara ihtiyacimiz var .Gelin tevbenizi yapin , sizede el verelim, sizide bu çevreye tarikat ablasi yapalim”, dedi. Ben “Kusura bakmayin, ben nerenin neyi oluyorumki? Siz benim nasıl bir insan olduğumu bilmeden bana böyle bir sorumluluğu vermek istiyorsunuz. Ben kendi nefsimle daha bas etmeye calisirken nasil baskasinin nefsinimi kontrol etmeye ugrasacagim?Size birsey diyeyimi hani pegamberimiz s.a.v. Demisti ya “senin dinin sana ,benim dinim bana.” aynisinida ben diyorum size.”Bana müsade”, dedim ve orayi terk ettim.Yolda “gul ya eyyühel kafirun’u”, eve gelene kadar okudum.

Fatma Afife Gürsoy F.A.G.  19.1.2013

================ ============= =============

Kim burda olmak ister

Son zamanlarda birkaç defa Kabe’nin resmi geldi sayfama. Üzerinde “kim burda olmak ister” yazıyordu. Ya da “Paylaşmayan bizden değil” başlığı vardı. Resme baktım, altındaki insanların beyanatlarını okudum şaşırdım. Ne kadar da orada olmak için can atan Müslüman kardeşimiz varmış meğerse.

ALLAH hepsine oraya gitmeyi, görmeyi ve Hac farızalarını yerine getirmeyi nasip eder İNŞALLAH. Ben şahsen o resimlerden rahatsız oldum doğrusu. Altina yazdığım şeyler de hiç hoş şeyler değildi. Neden mi yazdım ???

Ya, Kâbe tek katlı taştan bir bina. Etrafındaki binalar ise neredeyse gökdelen. Hepsi kat, kat çıkmış çıkabildiği yüksekliğe. Her tarafı ışıl ışıl noel ağacı gibi ışıklandırılmış. Mubarek Şehir olmuş sanki New York City. Ya siz bu rezaleti nasıl beğenirsiniz ALLAH aşkına? Neyi beğendiginizin, hangi resmi onayladığınızın farkında mısınız? Ya hiç mi ALLAH t.a.’dan korkmazsınız? Hiç mi dininize saygınız yok? Hiç mi gıkınızı çıkarmadan her lokmayı yutarsınız? Zavallı Kâbem tepeden çekilen fotograflarda aşağılar aşağısında kalmış. Yani ayaklar altında. Hele bir fotoğrafta adamın biri sandalyede oturmuş pencereden Kâbeye tepeden ‘kuş bakışı’ bakıyor.

Yazzık Ebu Hanife, yedi sokak ilerde hocası oturuyor, saygısızlık olur diye ayağını o istikamete uzatmadığı bir dinin ümmeti olan kardeşlerime. Dine imana büyüğe yaşlıya emeğe saygıyı öngören bir din anlayışı olan toplumun fertleri. Ne oldu size???

Kabenin üzerinden kuşlar dahi uçarken, direk uçmayıp, etrafinda döndükten sonra uçuyor. Onlardan da mı ders almıyorsunuz? Dikattinizi çekerim, kuş bir hayvanken bu binaya saygı gösteriyor. İnsanoğlu ise kuş bakışı Kâbe’nin kat kat üstünden aşağıya bakarken, tuvalet ihtiyacını da o oturduğu kattaki tuvalette gideriyor. Yani gittiğiniz tuvaletler dahi Kâbe’den kat kat üstte duruyor. Bilirsiniz mekkedeki Ebu Cehil’in evi tuvalete çevrilmiş, gidenler görmüştür. Yani o İslam düşmanının evinin  değerini anlatmak için, tuvatlete çevrildi ve halen de kullanılıyor. Ya siz çok değer verdiginiz Kâbe’nin kat kat üstünde bu def-i ihtiyacinizi karşılıyorsunuz. Hiç mi hâyâ etmiyorsunuz? Gitsinler de bu binaları Avrupa’da haydi bir Kilisenin yanına yapsınlar. Almanya’da Köln şehrinde DİTİB cami yapımında, senelerce minarelerin uzunluğu tartışıldı. Dom kilisesinin kulelerinden uzun olamazmiş. O da yapılacak olan cami, kilisenin çevresinde olmadığı halde, Almanlar ve İslam karşıtı insanlar yollara döküldü. Sizin hiç mi içiniz sızlamıyor. “Araplar müsâde ediyor, onlar Müslüman, Peygamberimiz de Araptı” derseniz yanılırsınız. Arap demek ille de müslüman demek değil. Bir kere balık baştan kokar. O büyük binalar yokken Arap (Suudi) kralının sarayı vardı. (Suudi) Arap kıralının sarayı da Kâbe’den bir kaç kat yüksekte ve üst katlarda yanlız tuvaletler değil, yatak odaları da varsa eğer??? Orada cariyeleriyle yaptıklarını düşünmek dahi istemem. Vallahi bu duruma İblis sevincinden göbek atıyordur. ALLAH evini kendi korur. Amenna ama ben insan olarak bu durumdan çooook rahatsız oluyorum ve niyazda bulunuyorum. ALLAH’ım senin evine tepeden bakanları ve senin evini ayaklar altında bırakanları yerle bir et ve yanlızca ayakta duran senin evin kalsınki, herkes hak ettiği yeri bulsun. Böylelikle topraktan geldik topraga gidecegiz lafı da cukkadan yerine otursun yarabbim. Ama senin benim aklıma (haşa) ihtiyacın yok zaten  yarabbim. Sen plan yapanların en iyi plan yapanısın. Sen herşeyi hakkıyla bilensin.

Fatma Afife Gürsoy F.A.G.  21.01.2013

============ =========== ========== ============ ===========

Ebru ve Çocuk

Ebru yaparken ne düşünüyorum biliyor musunuz? Bir annenin her defa dünyaya yeni bir çocuk getirmesini. Tekneyi, bedende ana rahmine benzetiyorum. İçindeki suyu ise bir hayat suyu, yani  bir Ab-ı Hayat. Can’ın canlandığı yer. Su hayatla eşanlamda. Anne’ ye benzeyen suyu ise Şevkat olarak görüyorum. Teknenin üstüne düşen renkleri çocuğu belirleyen genler. Düşüş şekilleri de onun karakteri. Çocuk ana rahminde de o hayat suyunda gelişiyor degil mi? İhtiyacı olan herşey orada. Teknede de suyun kıvami güzel olunca resim daha bir güzel oluyor.

Heleki en mühim olanı, suyun ısısı. Tıpkı anne şefkati gibi. Tekneye atılan renkler, yavaş yavaş birbirinin içine düşüp sirayet ettiginde, bazen hiç umadığımız birleşmeler olup çıkıveriyor karşımıza. Tıpkı aynı anneden, aynı babadan doğan farklı karekterli kardeşler gibi. Renkler aynı olmasına rağmen, hep degişik kompozisyonlar geliyor meydana. Teknedeki suyun temiz ve pisliksiz olması da çok önemli. Çünki çıkacak olan resmi etkiliyor. Hatta bozabiliyor dahi. Tıpkı annenin terbiyesi gibi, hayası gibi. İşte bu kadar önemli bir çalışma bu Ebru denen sanat. Evet anne olmak bir sanat. Çocukta hata aramamak lazım, birşeyler istediğiniz gibi olmuyorsa. Önce hata bizde miydi acaba diye bakmak lazim olaya.

Teknedeki resim oluşunca aliyoruz kagida. Bu resim yanliz bir defaya mahsus. Sahip olduğumuz tek resim oluyor ve çıkıyor karşımıza tüm muhteşemliğiyle. Tıpkı doğurduğumuz çocuklar gibi. Tek ve özel. Eğer hatalıysa, düzeltme imkanimız yok bu resmi. Kabullenmekten başka çaremiz de yok zaten. Tıpkı çocuklarımız gibi. Ama hatalarımızı görüp hatali şeyleride sevmemiz lazim bence. Hatasız kul olmaz. Ama tabi biz mükemmele talibiz. Ya biz? Mükemmel olabildik mi? İstemezmi bir Ebrucu yaptığı Ebrular bakanı şaşırtsın. Değer biçilemesin Ebrularina. Herkes bakmaya doyamasiın. Herkes onu satın almak istesin, sahiblenmek istesin. Eline geçen en güzel yere assın onu. Şahane saraylarda sergilensin. Asırlar boyu insanlari şaşırtsın. Evet, ister tabi, bir ebrucu bunlarin hepsini. Ya bir anne, çocuğu için neler ister, düşündünüz mü? En azından bir Ebrucunun istediği kadarini ister. Ama Anne olmak çocuk olmaktan önce gelir. Almak istiyorsanız güzel çocuklar kucağınıza, önce güzel anne olmaya aday olmanız lazım, sonra da güzel bir ANNE. ALLAH hepimize güzel anneler versin, güzel anne olmamızı nasip etsin. Doğuracagımız çocuklar güzel olacaktır İnşâllah.Tüm ebrucuların güzel olmuş ebruları gibi.

F.A.G. Şubat 27, 2013 14:36

Reklamlar

5 Yanıt to “TOPLUMSAL ELEŞTİRİ”

  1. Sedat said

    Bir düğünde çalınmaması gereken şarkılar listesi

    GEÇEN hafta sonunda bir akraba düğününe gittim. Bildiğiniz, tipik bir Türk düğünü.

    Ama bu sefer ortalıkta koşuşturan çocuklar yoktu nedense, gözlerim onları aramadı değil.
    Çocukların olmadığı bir düğün bence eksik sayılır ama artık genç çiftler, pistin ortasında dans ettiğini zannederek zıplayan çocuklar görmek istemiyorlar.
    Dünyanın her yerinde olduğu gibi bizim memlekette de düğün dediğimiz tören esasen geline ait bir olaydır.
    Sanırım, “evlilik yıldönümü” diye isimlendirilen günün çiftlerden kadın olana ait olması da bundan kaynaklanan bir durum.
    Zaten bu günü hatırlama görevi de kadınlarındır, hem de ailedeki tüm kadınların. Evlilik yıldönümünü unuttu diye karısına sinirlenen erkek hiç duymadım, görmedim ama tersinin çok örneği var.
    Dedim ya düğün dediğimiz olay geline aittir ve damadın orada bulunmasının nedeni gelinin başka türlü evlenemeyecek olmasından ileri gelir.
    Damadın gıyabında düğün olur mu bilmiyorum, bana olur gibi geliyor aslında. Ama tersi zor, çok zor!
    Bir de tabii gelinin o gün bir emir erine ihtiyacı olduğu gerçeğini de ihmal etmeyelim.
    Gelinliğin eteği tutulacak, gidenler uğurlanacak, fotoğraflar çektirilecek ve bütün bu eylemlerde gelinin bir yardımcıya ihtiyacı vardır, o da mecburen damat olur.
    Damat eğlenemez, canının çektiği masada oturamaz, bekâr erkek arkadaşlarıyla sohbet edemez.
    Davetliler de zaten düğüne gelini görmeye gelirler. Takılar ona takılır, hediyeler ona verilir. Damat o sırada boş gözlerle olup biteni seyreder.
    Düğünün konukları da aslına bakarsanız kadınlardır, eşleri, sevgilileri mecburen oraya sürüklenirler, düğüne maruz kalırlar.
    Erkek davetlilerin hepsi evde pijamayı çekip maç seyretmeyi ister aslında ama bu konuda söz hakkı kadınlardadır, kravat takılır, düğüne gidilir. Bununla da kalmaz, en azından bir-iki dans etmek için masadan kalkmak da gerekir ki bunu canı gönülden yapan erkek çok görülmez.
    Zaten pistte de daha çok kadınlar olur, onlar kendi aralarında eğlenmeyi gayet iyi başarırlar, erkekler “ağır abi” havasını kendilerine daha çok yakıştırdıkları için olsa gerek.
    Bu genel gözlemleri geçiyorum, bence Türk düğünlerinin en karakteristik özelliklerinden biri çalınan şarkılardır.
    Evlilik birlikteliğinin başladığını herkese ilan eden bir tören yapılırken çalan şarkılar ne yazık ki bu işin ciddiyetiyle bağdaşmıyor.
    Şarkıların normal olarak evlilik kurumunu yüceltici, bitmeyecek bir sevgiyi vurgulayıcı olması gerekir ama nerede o şarkılar?
    En yakışık almayanı da kuşkusuz ki gelinin kız arkadaşlarıyla birlikte bir yandan pistte zıplarken diğer yandan “Seveceğim gezeceğim./Görürsün sana neler edeceğim./Bir yerine bin cezayla hakkından geleceğim senin” şarkısını söylemeleridir.
    Gittiğim her düğünde bu sanki bir milli marş gibi çalınıyor ama erkekler gerçekten çok saf, damat uyanıp hemen kaçması gerekirken aval aval piste bakıyor.
    Elbette bu şarkıların hepsi nikâh defterinin imzalanıp, evlilik cüzdanının çantaya indirilmesinden sonra çalınır ki zaten damat uyansa da artık kaçamayacaktır.
    Geçen hafta not ettiğim şarkılara bakın şimdi, bunlar bir düğünde çalındı!
    “Nasıl istedim istedim deliler gibi./Sayıkladım hep sıcak sıcak nefesini./Gel ne olursun gel son defa sev beni.”
    Sizce bir insanın düğününde “Son defa sev beni” diyebileceği kim olabilir?
    Bir de şuna bakın: “Bu gece gel yarın istersen yine git./Hatta unut ne varsa verdiğim al götür öyle git./Eve kokun siner duvarlara sesin./Hatta unut sen dün gece neredeydin kimle seviştin?” Düğün gecesi sorulacak soru mu şimdi bu?
    “Denizleri aş da gel kurbanın olam./Kurtar beni buralardan ne olur!” Düğün gecesi denizleri aşıp gelerek gelini kurtarması istenenin damat olamayacağı çok açık değil mi?
    Bir de “fasulye” havası var, düğün gecesi bununla göbek atılıyor: “Seviyorsan candan,/boşan gel kocandan!”
    Bu fesatlıklar hep Ajda’nın başının altından çıkıyor, farkındaysanız: “Ben senin yerinde olsam,/ ufak ufak uzarım durmam,/pılımı pırtımı toplar giderim!” Bir düğünde böyle bir öğüt verilir mi insanlara?
    Düğün boyunca elimde koca bir liste oluştu.
    Sanıyorum asıl sorun saf aşkı anlatan şarkılarımızın acıklı olmasında.
    Evet, gerçi biz Türkler acıklı türkülerle göbek atmaya da meyilliyizdir ama en neşeli şarkılar, galiba hep böyle kaçak–kuçak işlerle ilgili oluyor.

    (HÜRRİYET- 19.Ocak 2013- MEHMET Y. YILMAZ)

    NOT: YAZIYI GÖNDEREN MEHMET ATAK’A TEŞEKKÜRLER

  2. Fatma Afife Gürsoy said

    Ya, Sedat bey çok güldüm. Aslında ağlanacak bir durum. Benim gibi etrafta söylenene ve hareketlere dikkatlice bakıp, dinleyen insanların hala var olduğuna çok sevindim doğrusu. Mehmet bey erkek olarak ne de güzel gözlemlemiş. Anlatmak istediğini, hakikaten güzel anlatmış. Zaten damat o gün kafası yerinde olsa “Bu sarkılarla biri bana birseyler mi anlatmak istiyor?” diye düşünür. Düğünde kavga çıkarmasa dahi, adam düğünü kendi terk edip gider. Ya da Katil olur. ALLAH korusun. Toplumumuz iyice duyarsız oldu.

    (BEN DE OKURKEN GÜLME KRİZİNE GİRMİŞTİM, SAYGILARIMLA..)

  3. Fatma Afife Gürsoy said

    Bu yazıları şimdi Facebook’tan paylaşabiliyor muyuz?

    (EVET ŞİMDİ OLDU AKTİFLEŞTİRDİM..)

  4. Anonim said

    Şimdi bu bilinçsiz insanlarla mı Islamın Doğru anlaşılmasını bekliyoruz biz???
    “İnsanın aklı, konuşunca belli olur”, diye bir söz okudum geçen gün. Beni derin, derin düşündürdü bu söz. Hakikaten ne kadar akılsız insan var, o zaman etrafımızda. İnsanlar konuşuyor ama ne konuştuğunu bilmiyor galiba. Yoksa bilerek mi yapıyorlar hataları???

    En sevemediğim şey doğru anladığım lafı bana “aaa ben öyle demek istememiştim” diyen insanlar. Lafı sen kullanıyorsun kardeşim. Demek istediğini bilmiyor musun yoksa? Sadece gürültü yapmak için mi konusuyorsun sen? Kelimenin manasını bilmiyorsan, kullanma o zaman.

    Hele şu yabancı kelimeleri hayatına sokan ve manasını hakkıyla bilmeyip, onu bir de Türkçeleştiren zihniyetler yok mu??? Aman ne iyi yapıyorsunuz bir de ödül versek size bari. Senin böyle güzel bir dilin varken ne gereği var buna. Güzel dilimizde ne kadar güzel şiveler, lehçeler var. İlle de yabancı dil konuşacaksan‚ onlardan seç bir tane.

    Geçen kadının biri televizyonda ‘riks’ diyor. Hem de sunucu. İnanamadim. Bir kaç defa tekrarladı. ‘Çok riksli’ diyordu. Dikkatimi çekti, konuyu sonuna kadar dinledim, anlamak için. Risk’li, yani yapılacak işte beklenen bir zarara dikkat çekmek istiyor, tehlikeye düşmeyi anlatmak istiyor. Bunun Türkçesi yokmu??? Kullanıyorsan da, dogru telaffuz et bari!!!

    Geçen sene alişverişte bir tanıdık hanıma rastladım. “Fatma hanım kız kardeşime aksar almak istiyorum. Beraber seçelim, yardımcı olurmusunuz?”, dedi. Bende Türkçe’de bilmediğim bir kelime zannettim. “Aksar nedir?”, dedim. “Aşkolsun”, dedi kadın bana “bilmiyormusunuz?”. “ Hayır”, dedim. “İnanmam”, dedi. Neyse, bir baktım kadın kardeşine bir gerdanlık bir de gösterişli bir toka seçti. “Hani kardeşine aksar diye birşey alacaktın, fikrini mi değistirdin?”,dedim. Kadın “Hayır, işte!”, dedi ve elindekileri gösterdi. Bende “nasıl yani, aksar dediğin bunlar mi?. “Evet” dedi kadın. Ben de “Aaa bilmiyordum”, dedim, gayet safça. Kadın da “Fatma hanım boşuna okumuşsunuz o zaman, bu Fransızcası”, dedi. Kalakaldım. Yani kadin “accessoir-assesuar” (aksesuar=süs) demek istemiş.

    Başka bir kadınla tanıştım. “Mesleğiniz ne?”, diye sorduğumda “Dekolet Modeliyim”, dedi. “Nasıl birşey?”, diye sordum. “Fotomodelim, ama sadece boyundan gögüse kadar olan kısmımın fotografını çekiyorlar. Kolye reklamı için. Yoksa Fransızca bilmiyor musunuz?”, diye sordu bana. Şaştım kaldım. Yani kadın “Dekolleté” dekolte demek istemiş. Ya ben ne kadar geri kalmışım.

    Türkiye’de de Türkçe anlayamıyorum artık. Pazarda pazarcıya “kardeşim bana bir torba verir misiniz?”, dedim. Adam bana “Poşet mi istiyong?” dedi. Boş bulundum “Hayır torba”, dedim. “Abla sen nerden geliyon ya”, dedi.

    Dört sene önce Kutlu Dogum haftası için bir etkinlik düzenlenmişti Camiide. Tüm Almanlar davetli. Ama Caminin yol tarafına kocaman Kermes yazısı asmışlardı. Caminin karşısındada bır Kilise var zaten. Bir utandım anlatamam. Hemen yöneticiye “Kardeşim neden kocaman Kermes yazısı astınız?” dedim. Adam “Eeee Fatma hanım, Kermes yapıyoruz da ondan” dedi. “Nasıl ya burası Camii değil mi?” dedim. “Evet” dedi. “Hayır çarşısı yazaydınız, Hayır pazarı yazaydınız” dedim. Yetkili çok uzun olurdu, çok para tutardı” dedi. “Kardeşim ama Kermes demek Kilisenin ayin töreni demek Almanca’da“,dedim.“Yeni kiliseyi açarken yapılan açılış töreni“, dedim.“ Olurmu ya, Fatma Hanim. Yanlışınız var. Öyle olsa Türkiyedekilerde yaparmı“, dedi. Çok üzüldüm. Adamlarin bilinçsiz şekilde verdiği sinyale bakarmısınız???
    Şimdi bu bilinçsiz insanlarla mı Islamın Doğru anlaşılmasını bekliyoruz biz???
    Tabi bu yazımıda okuyanlar bana inamayacaktır belki. Çok bilmişlik yaptığımı söyleyecekler ama,ben bildiğimi söyliyeyimde ‚ sizde bana istediğinizi söyleyin!
    İşte Almanca kaynağı inanmıyanlar için:
    ( “Kirmes” bezeichnet zunächst die zur Einweihung einer Kirche gelesene Messe, dann das Erinnerungsfest daran und schließlich- mit Bezug auf die weltlichen Belustigungen solcher Feste – den Jahrmarkt, das Volksfest.
    In einem Lexikon von 1930 wird bei dem Wort “Kirmes” ebenfalls auf die Kirchweihe verwiesen. Hier heißt es weiter, dass dieses Fest der Kirchweihe, d.h. die Geburt der Kirche, sich früh entwickelt hat und den Namen “Kirmes” erhalten hat.)
    Quelle : “Kirmes in Brüggen” KC Stiev Jonge e.V. 1969

    Fatma Afife Gürsoy
    F.A.G. 15.7.2013

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s